ben bu sabah bir rüya gördüm ve o rüyanın olmaması için göreceğim pekçok rüyadan feragat edebilirim..
**
şa-ha-ne bir telefon sapığım var.. herif yatmadan önce iyi geceler diliyor, sabah kalktığında günaydın yazıyor. o değil iki yıl aradan sonra ilk defa bu sene biri benim kandilimi kutladı. o da telefon sapığım. canım ya. kendisinin dest-i izdivacına talibim. zaten ''sanal'' ilişkilerin kadını oldum bari sapığımla seviyeli ve düzeyli bir birliktelik yaşayayım. kandil mesajı atmış bir insandan bahsediyorum, seviyesiz olamaz herhalde zaten. neyse bu sefer adımı ben atmiycam. sapık olarak o'ndan bekliyorum bir adım. hayır sonra bir de ''arkadaşça'' davrandım ben sen yanlış anladın filan demesin de. sapığım tarafından da reddedilmeye dayanamayabilirim çünkü. kısmet. takdir-i ilahi.
**
- saçına bakmaya geldim.
- milli mesele oldu yani saçlarım.
- ben istemiyordum saçına o şeyi sürmeni.
- biliyorum. aklım olsaydı da dinleseydim keşke. iğrenç olmuş di mi?
- parlıyor işte ne güzel.
- zaten sadece parlıyor. hani kızıl olacaktı?
- olmuş gibi biraz.
- gibiyle olmuyor ama.
- sen inanmıyorsun ama bence güzel olmuş.
- babasın sen. tabi güzel gelecek sana.
(yarım saat bi saat sonra)
- şu saçına bi daha bakiyim.
- baba hatırlatmasana. ben kafamdan atmaya çalışıyorum siz habire gelip bakıyosunuz.
- güzel oldu ama. ben böyle olacağını tahmin etmiyodum. etsem daha önce yap derdim.
- beğendin yani?
- çok beğendim hem de.
- e iyi bari. kalsın o zaman biraz daha.
(10 dakka sonra)
- ben dışarı çıkıcam.
- bu sıcakta?
- sen de geleceksin.
- bu sıcakta?
- parlak kızıl saçları olan güzel bir kızım var, o'nunla hava atıcam insanlara.
- bu sıcakta?
- ne var sıcakta? kapalı bi yere gideriz. alışverişe gidelim.
- babacım, canım, topağım, iyi güzel hoş da ne işimiz var alışverişte?
- balık tutmaya gidelim.
- bak o olur.
- bu sıcakta?
- evet, mantıklı. tamam uzun zamandan sonra ilk defa baba-kız alışverişe gidelim. sabır diliyorum kendime.
- hadi hazırlanmaya başla sen.
alışveriş manyağı bir babayla alışveriş sevmeyen kızı olarak bütün gün birlikteydik ve gayet de şahaneydi.. sanırım babam bu alışverişten sonra artık zevklerimizin kesinlikle uymadığını kabul etti. etse iyi olur. en azından taktiği kavradı.
- bence şu yeşil olan daha iyi, saçının kızıllığını gösterdi.
- zaten saçımın kızıl olduğunu anlamamız için böyle aparatlara ihtiyacımız var. ben dedim size.
- ama çok güzel parlıyor. sen görmüyorsun tabi. hele güneşte.
- iyi de 50 milyon bayılıp saç bakımı yaptırsaydım da parlayacaktı. önemli olan kızıl olması.
- güzel olmasaydı güzel olmadı derdim. ama güzel oldu. sen şu yeşilin 38'ini al ben diğer bedenlerine de bakayım hadi.
bütün mağazaları tek tek dolaştık ve ne beğendiyse hepsini denemek zorunda kaldım. hatta öyle anlar geldi ki aynı mağazaya iki kere girdik ve beyfendinin aklında kalan parçaları bir kere daha denedim.
- baba kusura bakma ama bu çok kötü.
- niye öyle diyosun, mavi işte. rengi çok güzel.
- rengine diyecek bir şeyim yok zaten.
- iyi demek ki hala az da olsa seviyorsun maviyi.
- seviyorum tabi de eskiden olduğu gibi gördüğüm her mavi şeyin üstüne atlamıyorum.
- bence demin girdiğimiz mağazadaki mavi etek daha güzeldi.
- hangisi?
- o eteği hemen unutmuş olamazsın. çok güzeldi. hadi gel bi daha giy.
- ama ama ama..
kendisi her erkek gibi mango'dan nefret eden bir insan olduğu için hiç girmedik mango'ya. lakin zara'ya girmemize bakışları bile engel olamadı. kendisi de fark etti ki bu sene zara 60'ları getirmekte kararlı ve çok da iyi yapıyor. bana kalırsa ekime kadar yazı yaşayan bir memlekete şimdiden kışlıkları getirmek çok saçma. hem de o etiketlerle. şifonumsu bi tişört 100 küsür yetaleden satılmamalı bence.
- baba ben neden 60larda doğmadım?
- çünkü o zamanlar biz daha yeni doğmuştuk.
- haksızlık bu.
- belki de şanslısınızdır.
- belki de. baba arkadaşların görseydi şimdi seni burda, ''bak kızını buralara götürüyor'' diye.
- onlar önce kendilerine baksın. senin hayal ettiğin gibi değildi hiçbir şey.
- anlatmıyorsun ki bir şey.
- demin baktığın o elbisenin boyu kısaydı. rengini de beğenmedim.
- fark ettim.
yaşlı ya artık bu kadar gezmeye dayanamıyor tabi acıktı hemen. iki saat ne yese diye düşündü beyfendi halbuki buraya gelmemizin en büyük nedeni beyfendinin günlerdir canının çektiği iskenderi yemek istemesi. sanki ben hiç anlamamışım gibi gittik oturduk iskenderciye. sanki göbeği çok küçükmüş gibi..
- ama saçın hakkaten güzel oldu.
- parıl parıl.
- annen tutmaz o hemen dedi. 10 gün sonra bi daha yakarsınız, o zaman daha kızıl olur.
- kısmet diyosun.
- evet evet. ondan diyorum.
- ne zaman balık tutucaz?
- artık bi sonraki gelişine.. havalar da soğumuş olur belki.
- belki.
konuyu değiştirmek için uğraştı durdu. sonra annemle aralarındaki müthiş büyük dedikodu kazanı devreye girdi..
**
- kusura bakmıyorsun diğ mi?
- yok canım.
bu bu kadar çabuk söylenmez.. alıştıra alıştıra söylemek lazım.
- ambiyansı bozma. sessizlik olucak orda bi süre. sonra bi çıtırtı. the end.
- bizim o kadar vaktimiz yok maalesef.
bi süre daha.. sonra bi çıtırtı. the end.
- boşversene ben anlatamam senin neden iyi olduğunu. anlatmamalıyım yani.
- yine gereklilik kipleri..
en fazla yirmi iki gün.. en fazla..
**
geçen sene bu saatlerde ben ankaradaydım.. mutlu muydum üzgün müydüm belli değildi. ağlıyordum o'na cevap yazarken, bir yandan evdekileri uyandırmamaya çalışarak. ''beni seviyormuş'' diyordum içimden. ama ağlıyordum da. çünkü bizim o zaman da bir geleceğimiz yoktu. şimdi de yok. allah'ım koca bir sene geçti, değişen hiçbir şey yok..
- sen ya da ben nerden bilebilirdik ki böyle olduğunu..
ben az önce çok mutluydum. şimdi.. mutlu olmam lazım çünkü önümde daha (en fazla) 22 gün var.. ohoo daha çok var ki.
canım acıyor. evet. çok hem de.
yok hayır ne kusuru canım.. aşk olsun.
hamiş: bu yazıda daha önce olan bir şey artık yok!
antidepresan olarak baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antidepresan olarak baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ağustos 2008 Cumartesi
bu aşkı ardından az az unutmamız gerekir..
yayında ve yapımda emeği geçenler
ağlamıyorum,
antidepresan olarak baba,
beni sevdin,
kızıl kızıl kızıl,
le G.,
sonsuzluk ve bir gün
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)