küresel eylem grubu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küresel eylem grubu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2008 Çarşamba

genç siviller(den) rahatsız

eloisevera demiş, ''hayalkırıklığı kötü bir şey''.

şimdi ben bugünkü sınavda en iyi bildiğim konuyu yanlış yapmanın verdiği hayalkırıklığıyla öğrendiğim yeni bir hayalkırıklığını paylaşmak istiyorum seninle sevgili okuyucu ve sevgisiz kalmış canım kendim.

öncelikle linki vereyim; http://img247.imageshack.us/img247/2930/afisjg2.jpg ((biraz salak olduğu için bazı bazı açılıyor bazı bazı içine kapanıyor))

sonra da sözlüklerdeki şeklini vereyim; '' genc siviller, irkciliga ve milliyetcilige dur de girişimi ve kuresel eylem grubu tarafından 21 haziran cumartesi günü düzenlenecek yürüyüş. saat 17.00'da tünel'den taksim'e doğru yürünecektir. ordunun, yargının her türlü darbe ve muhtırasına, ergenekon'a ve kendisini ülkenin sahibi zanneden oligarşiye karşı düzenlenen ilk büyük organizasyonlardan biri olacağı tahmin edilmektedir.''

bi sorun yok diğ mi? her şey güllük gülistanlık. süper. şükela. demokrasi, oh ye mehmet. darbe, oh hayır chavez. desteklenesi. hatta bakıyoruz, 21 haziran. ımm, kuzey yarım küre için en uzun gün. sınav var mı? olsa kaç yazar. aa akşam 5'te zaten. o saate sınav mı kalır? e süper. gidiyoruz diğ mi? anayasanın emri.

ama sonraa.. demokrasi, yargı darbesi, adalet, taksim, türban, hebele hübele. bu sözcükler çok tanıdık. üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk kurduğunu iddia eden büyük britanya'yı aklıma getiren bir afiş benzeri ; ''gölgelerin üstümüze geldiği en zor zamanlarda, güneşin doğuşuna binlerce kez şahit olduk."

bildiriyi daha detaylı okuyorum. denizler'e filan gönderme yapılıyor. bugün bu ülke başbakanını asmış bir ülke bile deniyor. 12 eylül'de ölen ya da ölmekten beter edilen gençlerden söz açılıyor. laf dönüyor dolaşıyor türbana geliyor. yargı darbesi tuz biber oluyor.

bildirinin başına gidiyorum, genç siviller. eyvallah. ırkçılığa ve milliyetçiliğe durde. tamam. küresel eylem grubu. passaparolla. metin bey bi dakka. keg'in sitesine giriyorum, herhangi bir açıklama yok. genç siviller'in sitesine bakıyorum, gayet adamlar açıklamış. ırkçılığa ve milliyetçiliğe durde'ye tıklıyorum, orada da yok bir şey. sonra keg'in sitesine bir kez daha bakıyorum. daha önce en az otuz beş milyon kere okuduğum o yazıları bir kez daha okuyorum. bu adamlar ''biz, anti-kapitalistiz'' diye bağırmış, bush'undan rte'sine -hatta melih gökçek bile bu arada- saygı sevgi çerçevesinde sövmüş adamlar. akepe'nin yaptığı icraatların yüzde doksandokuzunu desteklemeyen, anti-militarist, milliyetçiliğin karşısında adamlar.

ekşisözlük'e bakıyorum, rrr ve avasas'ın yazdıkları dışında hiçbir şeye inanmak istemiyorum. içimden sürekli ben neye inanacağım diyorum. ben bu adamlara güvendim. bildiğin, fotoğrafımın çekilip ileride mutlu mesut bir hakimlik kariyerimin olmasını -ahaha- engelleyecek bütün eylemlerine katıldım. hiçbir örgüt, parti, kurum kuruluş yakın gelmezken ben bu adamlara ısındım. -özgür'e selam olsun-

kırmızı converse'le beni selamlayan genç siviller'in sitesi sinirimi bozuyor. hayatımda en nefret ettiğim iki şeyden biri bayan sözcüğüyse diğeri ösese sınavıdır. nerde yaşıyorsun sen arkadaşım? kaç yaşındasın? ne okudun, neler umdun neler buldun da böyle bir anlatım bozukluğunu yapabilecek hale geldin? tamam, bak sorular güzel. ayar manyağı etmeye çalışmaları ve başarıyor gibi olmaları da güzel. ama biliyorsun ne olduğunu. ırkçılığa ve milliyetçiliğe durde de hrant dink'ten sonra kurulmuş, sonra adını birkaç kez daha duyduk.

demokrasiyi sadece kendi çıkarları için kullanan, 82 anayasası'nı 5 senedir değiştirme imkanına sahipken sadece yargı terazisini kendine doğrulttuğunda harekete geçen, kapitalizmden ağzı kokuşmuş türban diye diye beyinleri örümceklenmiş insanların yaptıklarına ve yapmak istediklerine karşı çıktıkları için 12 eylül'ü yaşayanları sözde anan, ölürken ''pişmanım'' diyebilmiş bir adamın -adnan menderes- hayattayken yaptıklarını günümüze uygulamaya çalışan, ortaya sen- ben / siz-biz ayrımı çıkaran, kendisinden farklı olduğunu düşünen herkese baskı uygulayıp her şeyi kapatırken militan olmayan ama demokrasiyi korumak adına demokratik davranmak zorunda kalanları militan, darbeci ve onları destekleyenleri kendi yaptıklarına bakmadan ''postal yalayıcısı'' ilan eden zihni-etin yürüyüşünde ''darbeye hayır'' dense bile gerçek iradenin bu olduğuna inanmıyorum. çünkü bu insanların ''halkın iradesi'' adı altında yapmak istedikleri adnan menderes'in boyunduruğunun altında.

ben, içinde küresel eylem grubu olmasına rağmen, en kötü demokrasinin darbeden iyi olduğuna inanmama rağmen gitmeyeceğim bu yürüyüşe. sınav da yok. akşamın 5'inde ne sınavı zaten. aydınlık, beyaz, türban, yargı darbesi, darbe. bunların bana çağrıştırdığı şey, küresel eylem grubu'na duyduğum saygının önüne geçiyor.

bu yazıyı yazmış olmaktan dolayı duyduğum üzüntü ve yaşadığım hayalkırıklığı en iyi bildiğim konu hakkında fahiş bir hata yapmamdan daha ağır geliyor. ne inanacağım ben? kime güvenip de iş yapacağım?

evet, vera. hayalkırıklığı çok kötü bir şey.

kendime not: kadıköy'de düzenlenen keg eylemleri'nin fotoğraflarını bilgisayardan, pankartlarını yurtodasından, ismini oy pusulasında görme hayalini kafandan at.

11 Haziran 2008 Çarşamba

bu ahlaksız oyunlara devam etmek günah, uyan!

canım kardeşim diye bir film vardı eskiden. türk filmi. tarık akan ve halit akçatepe oynuyordu. tarık akan'ın kardeşi kanser oluyordu. televizyonun yeni yeni çıktığı dönemler türkiye'sinde bir ağbinin kardeşinin son isteğini yerine getirmek için yaptıklarını anlatıyordu. uzaktan bakınca klasik bir türk filmiydi işte. fakir bir aile. ama mutlu. idealleri olan insanlar.

yakından bakınca hiç de diğer türk filmleri gibi değildi. tarık akan çapkın yakışıklı genç değildi burada. aldattığı yüzlerce kız içinden bir kızı sevecek ve o'nunla yaşlanmayacaktı bu sefer. bu sefer bir gecede kardeşini kaybettiği için yaşlanacaktı. her zaman belki de televizyonu evine ilk alan şanslı -azınlık- ailelerin ''tek'' çocuğu olurdu tarık akan. bu kez, bir kardeşi vardı ve kendisine bile bakamıyordu.

arada star tivi'de hala yayınlanır o türk filmi. yo, hayır bugün yoktu tivi'de. en azından vardıysa da ben bilmiyorum. sadece aklıma geldi. çünkü ''biz'' geçenlerde bir zafer kazandık. anne, ben bugün bir zafer kazandım.

anne senin kuşağın bu ülke için hep bir şeyler yapmaya çalıştı, senden öncekiler gibi. siz 68'leri 78'ler olarak devam ettirmeye çalıştınız. ama onların ruhunu ve yaptıklarını hiçbir zaman yakalayamadınız. çünkü siz bölünmüştünüz. artık ''bir'' değildiniz. birbirinize yabancılaşmıştınız. bazı arkadaşların ''dış mihraklar'' yüzünden dedi hep. ama siz izin vermeseydiniz asla yabancılaş(tır)amazdılar sizi.

sen hep kabullendin anne. arkadaşların gözlerinin önünde, kucağında öldü. maraş katliamında yanınıza sığınan ''o'' çocukları hatırla anne. giydiği parkanın rengi gözlerinde koyulaşan o çocuğu. kendi gözlerindeki korkuyu hatırla anne. şimdilerde benim gözlerimde gördüğün o ateşin rengini. hatırla anne, nasıl bu hale geldin. nasıl bu hale getirildin. nasıl bu hale getirildiniz.

ben uyurken gelip saçımla oynar babam. saçlarım hiçbir zaman ricoys reklamındaki kızların saçları gibi dolgun, elektiriksiz ve düz olmadı benim. her teli bağımsızlığını ilan etmiş, boşlukta alabildiğine yer kaplayan, mevlana misali kendi etrafında dönmeyi alışkanlık edinmiş saçlarım var ve babamın uzun kemikli parmakları saçıma takılır geceleri. beni ne çok sevdiğini söylerken saçlarım dolanır diline, dudaklarına. kıvırcıklar düzleşir gözlerinde ne çok gurur duyduğunu söylerken benimle.

hani bir sabah anne, bayram günü, biz babamla bizi sadece önemli gün ve haftalarda aramayı akıl eden uzak kapı komşularına -ki sen onlara akraba dersin, bizse uzaktan bir tanıdık- gitmeyi reddettiğimizde sen babaneme gitmiştin ya tek başına. hatırla anne, babamın o gece ''ben gidiyorum'' dediğimde dediklerini. ben hep hatırlıyorum çünkü. ağzımdan çıkan her sözde dolanıyor babamın elleri sözlerime. ''biz çok bağırdık zamanında. bu ülkede hiçbir şey değişmiyor, sen de değiştiremeyeceksin. isteyeceksin ama yapamayacaksın.'' nasıl da sevinmiştin, yalnız olmadığını anladığında. nasıl da sevinmiştim ben yanlış ''yol''da olmadığıma. o gece babamın ben hep uyurken söylediklerini ayakta rüya görüyorken duymuştum ben, şöyle diyordu davudi ses; '' sen de konuş, ama bağırma.'' bozulmuştun anne. bir yoldaşını daha kaybetmiş gibi. bense sevinmiştim kapıyı çekmeye haklı bir sebep bulduğuma.

gitmemiştim ama anne ben. hatırla. gidememiştim. zaten almayacaklardı beni aralarına. küçüktüm ben daha. doğuştan sahip olduğum bir hak ehliyetim vardı ama fiil ehliyetimin bakiyesi yetersizdi o sıra. ben gerçek bir kişiyken, tüzel kişi oluyordum varlık kazanabilmek için izin istemek zorunda bırakıldığımda. serbest kuruluş sistemi öngörüyordu kanun, sen idari makamlar beni yıpratmasın diye yargılamayı tekeline alıyordun.

ben söylemiştim sana ve senin gibi düşünen genç arkadaşlarıma. sen bana ballandıra ballandıra anlatırken gazeteden kestiğin o güzel yazıları, ben sana hayallerimi anlatıyordum. sen ''böyle gelmiş böyle gider''izm'in en olgun temsilcilerindendin. böyle olmayı seçmemiş gibi hep bir iğreti dururdu o kambur sırtında. sana göre de izm'ler zincir vurmuştu beynime. bak işte, böyle böyle aynı yolda farklı yolcular oluyorduk.

babam ahmet kaya dinledikleri için linç edilen insanların olduğu bir ülkede, bana müzik dinlemeyi yasaklamıştı. ''üniversiteler bizimle özgürleşecek'' diyen sen, yasaklar koyar ve bu yasakları destekler olmuştun. zaman diyordun buna, hayat diyordun sonra. ısrarla özneyle yüklemin yerini değiştiriyordun sonra. benim değiştiğimi görmemek için yapıyordun, farkındaydım ben.

babamın iznini aldığım ve senin itirazlarına karşı çıktığım bir eylemin ilk meyvelerini alıyoruz anne. anne, ben bir adım attım. bir slogan. bir yumruk. ben bir şeyler yaptım. senin gibi. olmazsa olmaz. anne, ben denedim. deniyorum. bundan sonra hiçbir ''başarı'' elde edemeyecek olsam da. anne, ben senin kızınım. dün gece dedin ya hani telefonu kapatırken ''yarın görüşürüz inşallah'' diye. boğazıma takıldın benim.

amerika ile birlikte yapacağımız en hayırlı şey anne, kyoto'yu imzalıyoruz. -nükleereinatyaşasınhayat!-

hamiş: devam edecek. etmeli.

1 Mart 2008 Cumartesi

26 nisan 2008 nükleere hayır mitingi!

afişleri basılmış, taze taze elden dağıtmayı bekleyen, ilgili pekçok kafemsi mekana bırakılmış, artık geri sayımına başladığımız eylem..

çernobil faciası'nın 22. senesine denk gelen bu günde sanırım birilerine iyi mesajlar verilecektir. 8 aralık'ta yapılan kadıköy mitingi'nin bol marşlı, yüksek sesli, çok katılımlı, koşmalı- yürümeli- çalgılı- coşmalı geçmesinden sonra bunun da aynı keyifle geçeceğinden şüphe yok. üstelik katılanların aklı başında hal ve hareketlerinden dolayı ''olaysız'' geçeceğine garanti vermemek elde değil.

şimdi biraz (ç)alıntı yapalım ;

""bu duyurumuz hükümete nükleerden vazgeçmesi yönündeki ilk önemli ihtarımız. nükleer maceradan vazgeçilmesini istiyoruz. çernobil kazasının bu yıl 22. yılı. 26 nisan kazanın gerçekleştiği gün. 26 nisan’da on binlerce nükleer karşıtı, istanbul’da kadıköy meydanlarında bir araya geleceğiz ve “nükleer santral istemiyoruz” sloganını haykıracağız.

"değerli basın mensupları, değerli konuklar,bugün, hükümetin çok tehlikeli bir işe kalkıştığını kamuoyuyla paylaşmak için buradayız. enerji bakanı hilmi güler, sık sık yaptığı açıklamalarla türkiye’de nükleer santral kurmak için hükümetin attığı adımları kamuoyuna duyuruyor.bakan bey sadece duyuru yapmakla kalmıyor, alelacele adımlar atıyor. haber kanallarından aldığımız bilgiye göre, “nükleer santrali yapacak firmalara sunulacak teşvikler, santral yapımı için düzenlenecek yarışmanın usul ve esasları, şartnamenin nasıl düzenleneceği ve tekliflerin değerlendirme yönteminin belirlendiği söz konusu yönetmelik, kamu harcamalarını denetleyen devlet kurumu sayıştay tarafından incelenecek.”

bu incelemeden sonra enerji bakanlığı şirketlere nükleer santral ihalesi davet ilanı çıkartacak.değerli basın mensupları,biz her şeyden bir soru sorarak başlamak istiyoruz.bu acele niye? hilmi güler neden bu kadar hızlı davranıyor? bu acele niye? neden yıllardır nükleer santrallerin tehlikelerinden, zararlarından söz edenlerin görüşlerini dikkate almıyor.hükümet yıllar önce verilen lisansın geçerli olduğunu iddia ederek akkuyu’yu nükleer santralin kurulacağı ilk alan olarak kamuoyuna duyurdu.bakanın elinden gelse kazmayı küreği alıp akkuyu’da inşaat yapmaya başlayacak. sanki birilerine söz vermiş de geç kalıyormuş gibi bir hali var.bizler, daha önce de çeşitli hükümetlerin nükleer santral yapmaya giriştiğini ama yapamadığını bilen nükleer karşıtları olarak, bu kez deakkuyu’ya, sinop’a ya da türkiye’de her hangi bir yere nükleer santral yaptırmayacağımızı bu basın açıklamasıyla ilan ediyoruz.

hükümeti uyarıyoruz: nükleer santral tehlikelidir!

enerji bakanı’nı uyarıyoruz: nükleer santral ihale süreçleri de en az santralin kendisi kadar tehlikelidir!

bizler, hem insani, ekolojik ve vicdani nedenlerle hem de bilimsel gerekçelerle nükleer santral yapımına karşıyız.nükleer santralların tarihi gösteriyor ki nükleer santral tehlikelidir. bu santralar sık sık çatlamakta, sık sık patlamakta. prof. dr. edward teller, “ciddi bir nükleer aksilik olması olasılığı gerçektir, bir aksilik olması durumunda meydana gelecek hasar ise sonsuzdur.” diyor.

nükleer santraların tarihi, gerçekten de nükleer kazalar tarihidir.7 ekim 1957 windscale – ingiltere’de gerçekleşen ve 25 yıl gizlenen nükleer santral kazasından bu yana onlarca kaza yaşandı. 200 mil kare alana radyasyon sızdı. radyoaktif bulutlar avrupa’ya kadar ulaştı.aynı yıl rusya’da kyshtym’da nükleer santral kazası gerçekleşti. nükleer silah fabrikasında patlama oldu. 10 bin kişi bölgeden uzaklaştırılmak zorunda kaldı. 28 mart 1979’da three mil island’da reaktör kalbinde erime meydana geldi ve çevreye radyoaktif su ve gaz sızdı. 2 yıl boyunca santrale kimse giremedi. bölgedeki yüz binlerce insanın radyasyona maruz kaldığı biliniyor.en yakından bildiğimiz örnek ise çernobil. 2004 yılında birleşmiş milletleri genel sekreteri kofi annan, “belarus’ta, ukrayna’da ve rusya federasyonu’nda en az 3 milyon çocuğun (çernobil kazasına bağlı olarak) fiziksel tedavi görmesi gerekmektedir. meydana gelen ciddi tıbbi durumdan etkilenenlerin tam sayısını, 2016’dan önce öğrenemeyeceğiz” dedi. 1986 yılında çernobil’de yaşanan kazanın sonucunda en az 60 bin kişinin öldüğü, 165 bin kişinin sakatlandığı ve 400 bin kişinin göç etmek zorunda kaldığı tahmin ediliyor.nükleer enerji meselsine milli bir mesele olarak bakanlar yanılıyor. çernobil kazasının karadeniz bölgesindeki etkileri nükleerin ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor. türk tabipler birliği ve hopa belediyesi’nin yaptığı araştırmaya göre hopa’da son 3 yılda meydana gelen ölümlerin yüzde 47,9’unun kanser kaynaklı olduğu ortaya çıktı.hilmi güler’in bu bilimsel gerçeklerle pek ilgisi yok! o2nun garip bir acelesi var.biz ise sesimizi duyurmaya devam edeceğiz. ne akkuyu’ya ne sinop’a ne de başka bir bölgeye nükleer santral kurulmasına izin vereceğiz!yine insani, ekolojik, vicdani ve bilimsel gerekçelerimiz var. biliyoruz ki modern teknolojinin çözüm üretemediği sorunların başında nükleer atık sorunu gelmektedir.

değerli basın mensupları,bu konuda her kim ki, “nükleer atık sorununu çözdük” diyorsa, bilin ki yalan söylüyordur.örneğin ingiltere’nin 23 sivil ve askeri reaktörünün atıkları 2,3 milyon metreküp bir hacme sahip ve bu atıkların ortadan kaldırılması için 98 milyar dolarlık bir ek maliyet gerekiyor. bu konuda sayısız örnek verilebilir. ama uluslararası atom enerjisi ajansı’nın verilerine göre şu anda geçici atık depolama alanlarında 270 bin ton civarında tükenmiş yakıt çubuğu bulunmaktadır. yani 13 bin kamyonluk ve ne yapılacağı bilinemeyen bir atıkla karşı karşıyayız.nükleer santral kurma meraklılarına sorumuz şudur?atık sorununu nasıl çözeceksiniz?bu soruya yanıtları yok. çünkü bu sorunun çözümü yok. sadece bu sorun bile nükleer enerjinin canlı yaşamı açısından ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu gösteriyor.nükleer lobi, büyük bir nükleer yeniden uyanışla karşı karşıya olduğumuzu anlatıyor. bu konuda anlatılanlar ise tümüyle gerçek dışı. avusturya’nın tek reaktörü zwentendorf 1978’de hiç çalıştırılmadan kapatılmıştır. italya 4 reaktörünü birden kapatmıştır. isveç’te bir reaktör 1999 yılında bir diğeri ise geçtiğimiz yıl kapatıldı. ispanya’da geçtiğimiz yıl bir reaktörünü kapattı. almanya 2005 yılında bir reaktör daha kapattı. litvanya bir reaktörünü kapattı, belçika ise 2025 yılında reaktörlerinin ömrü bittikten sonra yenisini yapmayacağını açıkladı.kısacası, bir nükleer rönesansla değil, nükleerden kaçış eğilimiyle karşı karşıyayız. ama ellerinde nükleere dayalı sermaye ve teknoloji bulunan lobiler nükleerin kaçınılmaz olduğu yalanıyla, bizdeki gibi neo liberal politikalar yatkınlığıyla ünlü hükümetleri gördükleri anda uygun pazarlama taktikleri ve binbir yalanla bir ölüm makinesinden başka bir şey olmayan nükleer santraları pazarlamak için hemen hamle yapıyorlar.hamlelerini bir kez daha boşa çıkartacağız.

bu yüzden biz diyoruz ki:nükleere hayır, çünkü;nükleer santraller ekonomik olarak makul yatırımlar değildir. bir nükleer santralin kurulumu 5 milyar dolar gibi bir yatırım gerektirmekte, inşaatın uzadığı bazı durumlarda maliyetin onmilyarlarca dolara fırladığı da görülebilmektedir.

nükleere hayır, çünkü;nükleer santraller tehlikelidir.

nükleere hayır, çünkü;türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamak için rüzgar ve güneş enerjisinden yararlanmak ekonomik ve ekolojik açıdan kesinlikle dikkate alınması gereken alternatiflerdir. bu teknolojilerin halihazırda yeterince kullanılmıyor olmaları, yeni bir enerji politikası üzerine düşünmemek için bir mazeret olamaz. türkiye, hem rüzgar ve hem de güneş enerjisi üretmek için oldukça elverişli bir coğrafi konumdadır.

nükleere hayır, çünkü;enerji verimliliği ve tasarrufu nükleer enerjinin en önemli alternatifidir.

nükleere hayır, çünkü;nükleer enerji, savaşçıdır, militaristtir, nükleer silahların ilk adımıdır.

değerli basın mensupları,bu duyurumuz hükümete nükleerden vazgeçmesi yönündeki ilk önemli ihtarımız. nükleer maceradan vaz geçilmesini istiyoruz. çernobil kazasının bu yıl 22. yılı. 26 nisan kazanın gerçekleştiği gün. 26 nisan’da on binlerce nükleer karşıtı, istanbul’da kadıköy meydanlarında bir araya geleceğiz ve “nükleer santral istemiyoruz” sloganını haykıracağız.bugün, kampanyamızı başlatıyoruz. kampanyamız, gençler, aktivistler, işçiler, çevreciler, bilim insanları, aydınlar, sanatçılar ve halkın vicdanında büyüyerek devam ediyor.siyasal irade, sanatçıların, bilim insanlarının ve halkın vicdanını, sezgilerini ve görüşlerini dikkate almadığında zalim olur. yukarıdakilerden sadece biri bile nükleer santral inşaatından vazgeçmeyi gerektirir. nükleer santrallerden vazgeçen, yeni santral yapmayan ülkelerde hala çalışan nükleer santraller olması, bizim bu hataya ortak olmamızı gerektirmez.nükleer lobiler işbaşında ama bizler de uyumuyoruz!nükleer ihaleden vaz geçilsin!nükleer santral istemiyoruz."

küresel eylem grubu