fransızca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fransızca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2008 Salı

yine de püf

''yine de en şık insanlar bence tesettürlü insanlar''

*

otobüste yanımda oturan kızın dinlediği şarkı; '' pişman olup birgün dönerse geri, yıllar geçti unutmadım ihanetini, ben affetsem de yalan sözlerini, allah'ından bul ben susuyorum. '' geldim üşenmedim, guugıldan arattım şarkıyı. demet akalın'ınmış. tebrik ediyorum, evet. süper.

*

benim kulaklığımdan dışarı taşanlar; '' kendimi yormadan ulaşsam sana dokunsam ruhuna, kimseye sormadan yolunda çıkıp kavuşsen sen bana ''

*

büyüyünce jale parla olucam.

*

fransızca yeminlen süper dil.

*

''bu'' iş hiç hayra alamet değil..

*

ben bugün vuupır yedim, kapitalist oldum. oh ne de güzel oldum.

*

''ansızın'' gelecek gibisin.. gözlerinde ''çocuk'' kaygılar.. tam beni sevecek ''gibi''sin.. ani bir yağmur mevsim ''ilkbahar''..

*

ırmak diye erkek ismi olur. hem de çok şeker olur.

*

''zefre'' benim isyanımdı uleyn!

*

bak allah'ın adını veriyorum ki bana ''baksana'' demesin kimse. bütün yüzüne bakma, konuşma, yazma, mesaj atma istediğim yerle bir oluyor, soğuyorum, tiksiniyorum.

*

içimdeki saçmalama aşkı bambaşkaa..

28 Temmuz 2008 Pazartesi

huzur -veren erkek- mucize arzusu.

mucize arzusu.
küçük bahçende birlikte domates yetiştirebildiğin,
kedi besleyebildiğin,
sonsuz , mahvolmuş , güneşli gün yalanlarıyla avunmuş bir halde çıplak ayak sesi mutfaktan duyduğun,
içiçe geçmiş matruşkalar gibi , yağmurda başını omzuna koyarak yürüyebildiğin,
rockncoke yerine barışarock'a gidebildiğin,
en sevdiğin grup konsere geldiğinde şarkılarını birlikte bağırabildğin,
dünya'nın öbür ucuna gitmen gerekse bile seninle geleceğinden emin olduğun,
kafanı her çevirdiğinde onun orada olduğunu ve güldüğünü bildiğin,
hugo chavez'in referandumu kaybetme nedenlerini tartışabildiğin,
kendi söylediklerine bile inanmıyorken , ''sen söylersen inanırım'' diyebilecek kadar güvendiğin,
sabahtan akşama kadar siyaset konuşabildiğin,
saat kaç? diye sorduğunda sana cevap verebilecek kadar her an'ını verdiğin,
kaybolduğunda o fişeği patlatmadan seni bulacağından emin olduğun,
her gün deniz havasını içine çektiğin,
fransızca konuşabildiğin,
yedi yirmi dört dans edebildiğin,
rakı masasına meze hazırlayabildiğin,
hapşurduğunda ''benimle yaşa'' diyebileceğin ve bunu duyabileceğin,
sallanan koltuklarda sürekli kitap okuyabildiğin,
okuduğun yerlerin çizdiği altlarını paylaşabildiğin,
mutfakta zaman geçirmeyi yemek yemek olarak anlamadığı için birlikte yemek yapabildiğin,
yanında rahatça küfredebildiğin
aradan yüzyıl da geçmiş olsa yokluğunda özleyebildiğin,
televizyonu, bilgisayarı ve telefonları hayatından çıkartabileceğin,
ileride bir gün okuduğun ve altını çizdiğin o kitapları sahaf dükkanında satabileceğin,
kahve yerine çay içebildiğin,
yağmurlu bir pazar sabahı evden hiç çıkmadan tüm gün polar battaniyenin altında film izleyebileceğin,
arkadaşlarını ağırlayabileceğin,
bir pazar günü akşamı babandan kalma plaklar eşliğinde şarap içebileceğin,
bilgisayardaki ''fotoğraflarım'' klasörüne rağmen geniş bir fotoğraf albümü arşivi yapabileceğin,
senin fotojeniksizliğini -oneki?- kapatacağı için yanında bol bol gülümseyeceğin,
profesyonel fotoğraf makinanın taksidini beraber ödeyebileceğin,
mızıka çalabildiğin,
salıncakta sallanırken ateşböceklerini görebildiğin,
kızıldereli inançlarını yaşatabildiğin,
papatya toplayabildiğin,
kitabını yazabileceğim,
takvim yapraklarından doğmayacak çocuklarına isim seçebileceğin,
söz konusu kadın hakları olduğunda senden daha feminist olduğunu kestirebildiğin,
saçlarıyla rahatlıkla oynayabildiğin,
kurduğun ve kuracağın bütün ''meli- malı'' cümlelerini dilek ve gereklilik kipinden sıyarabildiğin,
uzakları yakın kılabileceğim,
mektup yazabildiğin,
ahmed arif, ran, muhsin ünlü dizelerinde kaybolabileceğin,
dizine başını düşürmüş uyurken , rahatça şarkı söyleyebildiğin,
yüzüne her bakışında o ilk günün heyecanını - acemiliğini - telaşını - mutluluğunu - özelliğini görebildiğin,
özgür bir dünya'da ellerinden tutarak başka şeyler için mücadele edebildiğin..
mucize arzusu.

23 Temmuz 2008 Çarşamba

konuşmak: 1 / yapmak: 0

'' şimdi biz bu iletişim araçlarıyla dünya'nın öbür ucunu görebiliyoruz.. her şey hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz.. her şeye ulaşabiliyoruz.. bundan daha büyük bir güç olabilir mi? '' - cnn türk eğitim penceresi kadını.

^^^

ilkokuldaki örtmenim bana hiç tek ayak üstünde durma cezası vermedi. okuldaki betonlar çok bütük olduğu için hiç seksek de oynamadım arkadaşlarımla. spice girls olurduk biz. marjinaliz ya. zaten bizim dönemdeki kızlar öyle geleneksel oyunları yaşatma amacını anca ileride kendi ceplerine bir getiri olsun diye kendi ayıplarını kapatmak dışarıya da koca parası yiyen değil yardımsever kadın imajı çizmek için bir dernek kurduklarında taşırlar. evde de durum farklı değildi. tek çocuğum ben. tek. sanki doğuştan biçilmiş bir kaftan. bizim apartmandaki tek çocuk bendim. hepsi kocamaan teyzelerdi. ben hep onların derdini dinledim, hiçbirinin birbirinin derdine aslında hiç yabancı olmadığını ama yine de birbirlerine hiç yardımcı olamadıklarını da onlarda gördüm. her gün başka dertlerini kahve fincanına akıtan, suyla yıkayınca feraha çıkacağını sanan, telveyi elleriyle itince sanki bütün dertlerin kendiliğinden kaçığ gideceğine inanan, fala (sözde) inanmayan ama hiçbir zaman da falsız kalmayan kocaman teyzeler.. sonra başka bir yere taşındık biz. orada da hep küçük kızlar vardı. yaşıtım erkek çocuğu sayısı sitedeki tüm kız çocuuğu sayısından fazla olunca haliyle onlara yöneldim. bizim burda anlamını bilse de bilmese de her erkek çocuğu küfreder. çünkü burdaki insanlar tsk operasyon düzenlediğinde onları desteklemek için ''allah'ına gurban'' yazacak kadar her işe allah'ı karıştıran ama yine de allah kitap sövmekten hatta çocuklarını küfürbazında allah'a küfretmeyi öğreterek milli kılan insanlar. burda bir erkek çocuğunun agusu bile .mnakyim olarak algılanıp iç ve dış temsilciliklerde bayram havası yaratabilir. durum böyle olunca annemler hiçbir zaman desteklemedi benim bu tercihimi. özellikle annem. bir erkek çocuğunu kolundan tutup ''gel benle seksek oyna, ip atla'' diyemeyeceğine göre, hele de bu coğrafyada, ben gittim oynadım onlarla. dokuz aylık, yirmi aylık, hentbol, 90 dakika olması kararlaştırılan ama uzatmalarla en az 120 dakikayı bulan futbol maçları.. annem telefonda anlatırdı arkadaşlarına ''ay hebele çok korkuyorum bu kızın çarpık bacakları olacak diye. '' çarpık olmadı da bir emre belözoğlu gibi kaslı oldu o ayrı. ama ağzım çok bozuldu. yine de ben bir denge sahibi olamadım. evet, bunca geçmiş bu yüzden döküldü. ben dengesiz bir insanım.

dün mesela.. çok uzun zaman sonra ilk defa bu kadar mutlu kalkmıştım o yataktan. şarkı söyledim tüm gün. saçımla başımla oynadım durdum ve bundan keyif aldım. saçlarımı sanki daha da kıvırcıklaşabilirmiş gibi kıvırdım, iki saat dolabın önünde boş boş kıyafet baktım, bordo oje sürdüm. evet. en güzeli de bu oldu zaten. bordo oje. ellerim bembeyaz benim. dün mesela bordo ile müthiş bir uyum yakaladıklarını düşünmüştüm. bugün o ojelere daha fazla tahammül edemiyorum. dün tüm gün dans ettim mesela evin içinde eli vileda tutan temizlik manyaaa kadınlar gibi. ayrıca temizlik viledayla yapılmaz. yapılsa bile adama benzemez. eğilerek, dizlerin üstünde yapılır temizlik. bez de ''s'' çizdirilir. öyle rastgele oraya buraya sürülmez. sanki evde temizlik yapan annesini hiç görmemiş gibi reklam yapıyor yurdum reklamcıları. hangimizin annesi dışarı çıkarken giydiği etekle, her an hipoya bulanma tehditi altındaki beyaz buluzuyla temizlik yapıyor ki? benim bildiğim bu memleketin kadının temizlik için özel kıyafeti olur. hatta eskiyen kıyafetler, ekseriyetle atletler, yer bezi toz bezi filan yapılır. öyle işte. bu da böyle bir isyanımdı sevgili medya. dün mesela meli'nin avatarındaki o fotoğraf için içim eridi. meli insanı sol taraftaki limonatacı beydir ve içtiğim en güzel limonataların sahibidir kendisi. dün o fotoğraf için kendisine ''şanslı kadınlar var yeryüzünde evet.'' demiştim. bugün o kadının şanslıdan öte hayali olduğunu düşünüyorum. bugün içimde benle dans etmek isteyen tek bir kelebek bile yok. bugün çuval gibiyim. yığılıp kalayım bi tarafa. kimse tutmasın elimden. çünkü ellerim güzel değil benim. üstelik o iğrenç ''peri'' şarkısındaki gibi değil durumum. beni hayatının aşkı ilan edip çirkin ellerimi pamuk helvası gibi gören, artık beni yok et diye bağıran saçlarıma papatyadan taç yapmak isteyen birileri yok ve ben bu olmayan kişi için ''ben en iyisi değilim bunu hazmet!'' diye bağırmıyorum. benim bir salıncağım bile yok be.

^^^
mafiz: ben yencem!
rot: ben sevcem!

^^^
- tüm bunlar o'na mı?
- sen kimsin?
- senin gibi biri tarafından bu kadar sevilmek, böyle sevilmek.. dünya'nın en güzel şeyi olsa gerek. çocuk çok şanslıymış. ama farkında değil.
- sen kimsin?
- seni melankolikoptimist zamanlarından tanıyan biri. öyle buldum zaten. o'na şanslı olduğunu söylemek isterdim, başka şeyler de tabi. ama o'na söyleyemiyorum. sen bil.

((bunu okuyorsan topsun olm!))

^^^
- biz olamadık. bizim olan bir şey olsun bari. herkes her şeyi öğrendi bari kimsenin bilmediği bir şeyimiz olsun.

^^^
dünümün ve bundan sonraki günlerimin en büyük destekçisi yasemin mori olacak gibi. ben başta hiç sevmemiştim o kızı. sonra işte her şey ''piç'' olduğunda bisürü şarkı arasından belleğim ''aslında bi konu var'' dedi bana. ben de başka bir şey diyemedim. şarkı zaten söyleyemiyorum öylece yuttum sözleri içime. sonra dinlediğim bi sürü şarkı.. hepsini. bütün şarkılar bi yere dokundu. bi yeri kanattı. bi yere yarabandı oldu. bi yere buz koydu. ama hiçbirisi ''konuşmak'' kadar acıtmadı. çünkü konuşmak'ta bildiğin ben varım. ben oturup bi şarkı yazsaydım, eskiden olduğu gibi, evet ancak bunu yazardım. ne bi eksik ne bi fazla. ben dün şarkı söyledim. bağıra bağıra. kafamı duvara vurmadan o etkiyi yarata yarata.

''çünkü güzeldin, üzerdinetrafta dönerdin, ama gitmen kolaydıdüşününce geçerdim, bir oh çekerdimnasılsa tek kişilik bir oyun bu!zaten yıprandım, yırtardımgerekirse bağlardım ama hep geç olurdusonra yorardım, sorardım;sorun ne?benim de aklım var dolanan peşinde..''

rot beni bulup bana mail attığında şaşkınlıktan bütün iç organlarımı yuttuğumu ve onların böyle ''iç''lik kazandığını düşünmüştüm. ''çok güzel bir şey yaşadığımızın farkındaydık ama böyle seviliyor olmak birileri tarafından ve birilerinin de bizimle bizim kadar bu mutluluğu paylaştığını bilmek gerçekten çok güzelmiş'' dediğinde.. ben o zamanlar fidel'i arıyordum. manyak olmuştum o hafta. bu şarkı bana o zamanları hatırlattı. volkan'ın seni yeneceğim inadına burcu'nun ben seni seveceğim tutkusuyla cevap vermesini. ve hatırlayamadığım değil, unutamadığım pekçok şeyi..

^^^
- annem söyledi geldiğini.
- evet, karşılaştık o gün ayten teyzeyle. nasılsın? izmir nasıl?
- güzel. biliyorsun çok severdim zaten oldum olası izmir'i.
- sevilmeyecek gibi değilmiş.. ben de bu yaz bayağa bakındım haritalardan.
- eskiden de isterdin zaten.. ankara'yı unutmak kolay oldu mu bari, naptın bu sene?
- ankara unutulmaz. istanbul'a da alışıyorsun işte zamanla. deniz var, güzel.
- ee nereye şimdi?
- fransızca kursuna.
- bulamadın mı hala fransızca bilen bir adam?
- bulamadım. işte belki bulurum diye gidiyorum ama pek ümitli değilim.
- büyümüşsün.
- bu aradaki yaş farkını kapatmaya yetmiyor tabi.
- saçların filan.. ne biliyim istanbul yaramış, güzelleşmişsin.
- ah. teşekkür ederim.
- ben düşünüyorum bazen geçmişi.. güzeldi.
- geçmişi düşünmek güzeldir. insana neler yaptığını, neler kaçırdığını filan hatırlatır.
- bak hala ılgın konusuysa?
- bana ne canım ılgın'dan.. buket'ten.. yağmur'dan.. benim kursa yetişmem lazım.
- sonra görüşürüz.
- görüşmeyiz.. hoşça kal.

^^^
şarkıların hayatımızdaki yeri ne kadar büyük.. korkutuyor insanı.

'' başka sevgilerde teselli bulunca.. işte biz o gün tükeneceğiz.. ''

^^^
cumartesi gününe kadar kendime sevgili bulmam lazım. bu cumartesi ve sonrasında kalan 18 test için yanımda olacak bir sevgili.. öyle yapmam lazımmış. tek gitmiyormuşum, o yüzden sevgili filan yapmam lazımmış. tabi.. o kadar acı yalnız çekilmez. hele ben hiç çekemem. çünkü ben en sevdiği renk ''mor'' olan kadınlardan değilim. ben damar görmeye de dayanamam. babamın alnından geçen o koca damar yüzünden ben babama bakamadım günlerce. aynaya da bakmam olur biter. mumcule var yanımda, ona sarılırım uyurum. mesela şuan yine o öküz oturdu içime. deli gibi bi ağlama isteğiyle karşı karşıyayım. laay laaa laaaay. filuluufiliifiii.
^^^
bari fidel firuz'u ayarlasa da tek çekmesem bu hastane işlerini.. ne demişti semih, arkadaş arkadaşın şeysi bile olur. şeysi burda bir meslek. kadınlarla ilgili bi erkek mesleği. öyle. daha boktan bi hal alamaz zaten bu siktiriboktan ilişki. ((anne ben bugün en sevdiğim küfürü cümle içinde kullandım, aferin bana.))
^^^
içimde fransızca'ya dair en ufak bi sevgi kırıntısı bile kalmadı. çok zor yaa..

^^^
- iki kitap yazma arası zamanda seni yakalamaya çalışıyorum.

^^^
- korkuyorum.
- ben de.

^^^
.

^^^

- abla, ben konuştum eniştemle.. köpek gibi pişman. döküldü her şeyi rakı masasında. aslında seni o kadınla aldatmak istememiş seni. o an öyle oluvermiş.. hala seviyor seni abla.
- neye yarar ki? bak o'nun bir hatası yüzünden bir aile dağıldı.
- abla.. seviyor seni bak. ne ayşe ne de o kadın. bunların hepsi öylesine kadınlar. eniştem ölecek ama pişman ölecek.. seni kaybettiğini bilerek ölecek..

((annem dizisinden alıntı.))

^^^
bak mesela bi insan yıldız tilbe şarkısında anlam bulmamalı..

'' iki kadın bir adam; aşk çekilir aradan.. ''

^^^
- belki bi gün beceriririm..
- umarım o gün ölmüş olmam.

17 Temmuz 2008 Perşembe

hem yara hem diken; elimde cevabım yok..

obsesif kompülsif olmaya gerek yok.
bikaç ağlak şarkı, bikaç selsuyu, bikaç yazı, birkaç mesaj, bikaç ağıt, bi altuğ, bi semih, bi de onur, çokça onur, artık hep onur, biraz saç kınası, bikaç makas darbesi, bi kırmızı oce, çokça bordo oce, bikaç elbise, bikaç mezdeke kasedi, bi bira, çokça tekila, bikaç rakı dublesi, bolca çikolata, bisürü film, aşırı kitap, azbi dizi, enbiçok fransızca, bikaç ağıt, pekçok kaçış, bi kavuşma, biömür ayrılma, bikaç yazı daha, sıksık ağlak şarkı, bikaç gelgit, zamanla kahkaha, sürüsüyle yeni grup, bi altuğ, bi semih, kalırsa onur, hepolur ahmet kaya, artık yok vega, hiç umut, yok hayal, var kabullenme, sürekli fransızca, özlem anayasa, bikaç şiir, asla mektup, biraz zırlama, atar kahkaha, geçer ağıt, geçirir ayrılık, oldu kabul, yok artık.
insanın radikal kararlar alması için illa devrim mi olması lazım?
bi ömrün bedduası: ''kimsealmasınseniyinebanakalasın''
günün şarkısı: ''aslındabikonuvar''
günün sorusu: ''korkmadansevsekmutluolurmuyduk?sevmeyibilsekkurtulurmuyduk?''

8 Temmuz 2008 Salı

yel -le

yelle grubunu dinle. ama önce fransızca öğren.

qu'est que c'est

artık resmi şekilde kendini fransızcaya adamış bir insanım.

1 Temmuz 2008 Salı

öyle bir .. ki

dün çok başka hissediyordum, bugün çok başka.

bir orta ve bir büyük boy valize sığamadım. odayı görsen ama popo kadar. gelecek sene her şeyi küçülteceğim diyorum ama yalan. şöyle bir baktım, orta boy valiz zaten tamamen kitap. hayır dinine yandığımın kitapları da o tuğla ebatındaki hukuk kitapları değil. bildiğin okumak için alınmış eserler. kafama estikçe aldığım eserler. anneme ve babama aldığım hediyeler, hazal'ın burada unuttuğu eşyalar, köpeğim mumcule hepsi o orta boy valizde. büyük boyda kıyafetlerim var. başka şeyler de var, ama hatırlamıyorum. bir de kocaman el çantam var. haa bir de hayvani ebatlarda bir koli. işte o kolinin içinde onbirkaç tane okunmalık kitap ve bel fıtığı başlangıcı teşkil ettirecek hukuk kitapları var. el çantasının içinde annemin sanki savaşa gidiyormuşum gibi doldurduğu ve benim içinden 2-3 tanesini ancak kullandığım ecza dolabı ve -öhüüüm- makyaj malzemeleri, tokalar, kremler, lens solüsyonları, bileklikler ve küpeler mevcut.

seneye bunların hiçbirini getirmeyeceğim desem de yerleştirirken anladım ki, bunların hepiciğini kullanmışım ben. o kadar okumuş, süslenmiş, takmış takıştırmış, giymiş giydirmiş, sarılıp yatmışım. çok tebrik ediyorum kendimi gerçekten. zira buraya gelmeden önce gerçekleştirdiğim bu eylemlerin hiçbirini bu sıklıkta yerine getirmezdim. ben ve saçını başını tarayıp gözünü boyayıp okula gitmek.. peh. gülerler. yani sor benim herhangi bir lise arkadaşıma bunu, sana güler. işte azizim, insan ne oldum demeyecek, ne olacağım diyecek. ben bunu hep derdim kendime. klasiktir zaten. ''gelecek yıl bu zamanlar nerede, kiminle, ne yapıyor olacağım acaba?'' tipik ergen cümlesi. ergenlikle de sınırlamayalım, tipik insan cümlesi. yaşadıkça o soru ''vay be, geçen sene bunları soruyordum kendime''ye döner.

düşünüyorum birkaç gündür -evet, böyle bir yeteneğim var.- son bir senede hayatımda ne değişmiş diye. pek bir şey bulamıyor gibi oluyorum önce. sonra kızıyorum kendime. tamam şükretmiyorsun ama bari arada kıymet bil. sezen aksu'nun yeni albümündeki gibi ''vefa'' bir semt ismi olarak kalmasın. vefa demişken, ben liseye geçtiğimde zerre kadar umrumda değildi ilkokul ve ortaokul arkadaşlarım. hala da hiçbiriyle görüşmem. görüşmek istemem. görüştürmeye çalışanı sevmem. ama lise arkadaşları.. tuhaf. ben ki biri aramadıkça aramam -yani öyle sanırdım- şimdi herkesleri arar oldum. en çok sevindiğim şey bu sene adına, ''üniversiteye gidince unutursun, bir daha görüşmezsiniz'' diyen insanları haksız çıkartmış olmak. tamam, evet, istanbul'da olanlarla bile yüzyüze üç bilemedin dört kez görüştük ama yine de bağlar hiç kopmadı.

onun dışında hiçbir zaman kendini ''istanbul'a ait'' hissedememiş bir insan olarak, içimde hala ''ankara olsa böyle olur muydu?'' düşüncesi yok değil. ankara benim için hala dünya'nın en özel yeri. ((küba sen alınma canım)) kendimi hiçbir şehirde ankara'da hissettiğim kadar rahat ve huzurlu hissedemiyorum. aitlik kavramıyla ilgili her daim sorunları olan ben, kendimi oraya ait hissediyorum. ve biliyorum, ''ankara'da deniz yok'' muhabbeti -ki ben böyle demeyi adet haline getirmiş bir insanla muhabbet etmem, o monolog olarak kalmaya mahkumdur.- çok sıktı. yine de içinde deniz olan bir şehirden geçtiğim için mutluyum. kafamı çevirdiğim yerde bir karton arasında bile denizi görebilmek bir parça huzur yaşatabiliyor insana.

adana'da bulamadığım pekçok dergiyi, kültür sanat etkinliğini, -öhüm öhüm- eylemleri burada buldum. dibimde bir tiyatro olmasına rağmen o tiyatroya sadece bir kez gitmiş olmak benim ayıbım. ama sinemaya gittim. bir ara bütün dergileri aldım. operaya filan gitmedim ama neredeyse açılan bütün sergilere gittim. adana'da olduğum zamanlar haricinde, eğer ders ve sınav saatleriyle çakışmamışsa ve hakikaten desteklenecek bir durumdaysa bütün mitinglere katıldım. orada bir sürü insanla tanıştım. bütün partilerin içine girdim, hepsini yakından tanıdım ve hepsinden uzaklaştım. arada bir tane kuruma güvendim, o da bok etti zaten. ((keg))

yeniden yazmaya başladım. cin ali'yi bile yamuk çizen bir insan olarak resim sevdamı duvara astım. yemek pişirdim. çamaşır yıkadım. temizlik yaptım. çamaşırları ütüledim. konuştum. televizyona çıktım. tebrik ve tehdit aldım. özledim. özlendim. bekledim. sabretmeye çalıştım. sokakta ağladım. yolun ortasında bağıra bağıra şarkı söyledim. kendi kendime yetebilmeyi öğrendim. tek başıma dışarı çıktım. insanlara güvendim. yeni insanlar tanıdım, utandım, iğrendim, uzaklaştım. tekila'nın tadına baktım. biradan nefret ettim. mojito'ya o kadar para vermedim. dinlediğim ve görmek için can attığım grupları izledim. yeni yeni gruplar ve şarkıcılar dinledim. mektup yazdım. hayal kurdum. oje sürmenin ve göz makyajı yapmanın inceliklerini kavradım. kütüphanede sabahladım. it gibi ders çalıştım. yüksek ortalama için kastım. anayasa kürsüsüne takıldım. otobüslerde süründüm. yürümeye başladım. vapura bindim. ''fransız sokağı değil cezayir sokağı! bye bye değil hoşça kal! bayan diye bir sözcük yoktur, kadın ve hanım vardır! öss sınavı popomu yesin! resim değil fotoğraf!'' demeyi öğrettim. telefonda sıkılmadan ve mümkünse utanmadan konuşmaya alıştım. film arşivi edindim. kütüphane oluşturdum. ingilizcemi ilerlettim. saçımı yine boyamadım. saçımı belime kadar uzattım. değişik takılar yaptırdım. dost edindim. düşman kazandım. birkaç aksaklık dışında ''annesinin kızı'' oldum.

yani ben fark etmesem de, dolu dolu bir yıl geçirdim. başlarda çok ağladım, özledim, bekledim, hayal kurdum, inandım ama değiştiremedim. sonra kabullendim, alıştım ve değiştim. üniversite hayatımın ilk senesini böylece bitirdim. vizeler zaten yüksekti, finaller de iyi geçti. ((kahrolası medeni hukuk hariç. özel hukuk işte!)) artık belkim ortalama yükseltmek için gelirim bütünlemelere. -umarım geçmek için gelmeye gerek kalmaz- şimdi hazırlanıyorum. iyi bir yaz tatili geçirmek için hazırlıyorum bir yandan da bünyemi. gider gitmez fransızca kursuna başlayacağım. en büyük eğlencem ve heyecanım. bir de bu deli gönül bir kitapçıda çalışmak ister ama mukadderat orası. bu yaz okuyacağım kitapların haddi hesabı yok. ama kararlıyım, listesini çıkarttığım her şeyi yapacağım. bir de bilmemkaç sene aradan sonra denize uzaktan bakmayı bırakacağım. bütünleşmek varken..

kendimi bir tuhaf hissediyorum. ağlama isteğim had safhada. bir yandan da deli gibi seviniyorum. uzaaktan bir şarkı çalıyor kulaklarımda ;

''Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe ''

öyle işte. oldu o zaman. görüşürüz sonra. hoşça kal.

30 Haziran 2008 Pazartesi

sen beni öpünce, ben fransız olucam!

sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-senegalliler dahil değil.

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi tül darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-haydi iç de çay koyayım.

**
o değil de üvercinka'nın 50. yıl şeysi. yky kitap şeetcek. potansiyel avutma hediyesi.

20 Haziran 2008 Cuma

hobaateeeycaaan oleleyleey a.ltd.ş.

allah'ım bugün ne şahane bir gün.

laylalaylalaaay!

**

çucuk yurda geldi chavez!
beni görmek için yurda geldi!
hatta yurt ''ne işi var bu çucuğun burda?'' bilem dedi!
saçlarımı -o pırasaya bile benzemeyen salak saçlarımı- beğendi!


**

anayasa kürsüsünden bir örtmenümüz bana meyl atmış chavez!
açıköğretim işine sıcak bakmadığını, galatasaray üniversitesi fransızca kurslarıyla ilgili bir gelişme olduğunu belirtmiş!
hatta o zaman zaman nefret etme aşamasına bile geldiğim adımın sonuna en şükelasından bir ''cım'' bile eklemiş!
''şekerim'' demiş chavez, şeker! daha ne desin?

**

allah'ım çaya ya da suya gerek yok.. ben şu halimle erimeye hazırım!

13 Haziran 2008 Cuma

şöyle afilisinden bir veda mektubu yazmak istedim, ama beceremedim saatlerdir.

off. ay yok annem, uzatmanın manası yok. gittim ben.

au revoir.