elif şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elif şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2008 Perşembe

filia familia

bugün şööyleee bi okudum neler yazmışım, neler yapmışım. fark ettim ki her şeyde aynı şeyi anlatmışım. okurken sıkıldım yeminlen. zaten hava çok sıcak. satırlarımda boğuldum allah seni inandırsın. ilk yazım ayın kaçına tekabül ediyor bilemiyorum ama nerden baksan bi üç ayı geçmiştir. şu üç ayda hayatımda yazmaya değer hiç mi önemli bir değişiklik olmamış da ben hep böyle şeyler yazmışım, onu düşündüm.

evet, işim gücüm yoktu. bunları düşündüm. başka şeyler de düşündüm elbet. misal, sürekli ''fakir ama mutlu'' yazmışım. nalaka yani, bi insan mutluluğu illa parayla mı bulur? saçma. bi de şey dedim kendime bu istanbul bana ve hayatıma ne kattı acaba? hiçbir zaman ''istanbul ait'' şarkısı bir şey ifade etmedi benim için. yavuz çetin'i çok severim evet ama, o şarkı sadece şarkıdır benim için. duyduğum her şarkıya bir anlam yüklemeyi hayatımın eğlencesi sonra da kahrı (şimdi sihrim sonra zehrim olabilirsiiiin) haline getirdiğim halde o şarkıya dair en ufak bir anım yoktur mesela. tuhaf.

bi gün iktisat dersinde hoca hala mektup yazan var mı diye sorduydu koca anfiye. 200 kişinin içinde bi bendim parmak kaldıran. çok gururlu ve mutluydum. hoca da eski toprak, destekler sanıyordum. bi rencide etti ki beni herkesin içinde, böyle kalakaldım. neymiş efem teknolojinin gerisinde kalmışım, meyl denen bir şey varmış, vakit kaybıymış. hebelehübele. alla allaa ya. sanki o salak aletten el yazısını görüp kokusunu içine çekebiliyorsun karşındakinin. prof olmuş adam olamamış. peh.

derken bi şarkı geldi aklıma. adını çıkaramadım. pıleylistten şeediyim dedim. şarkı listesi demedim zihnimden. kendimi dürttüm. teist liste arka arkaya şu şarkıları çaldı ; '' elimde değil, tadın kaldı, gece, lover you should've come over, you got me wrong, alone, yanıbaşımdan, yakarım geceleri.'' ohayn. ayarlasam bu kadar denk gelmezdi. sürekli bir şeyler yazmak istedim o şarkılar çalarken. sürekli ama. açtım bilgisayarı. yazamadım bir şey. şu an da öyle mesela. yazamıyorum bi şey.

son zamanlarda saçmalama kredimden tüketiyorum. normalde bilinçli bi tüketiciyimdir, lakin şu sıralar bilincimden eser yok. hukuk okumak kendini gönüllü olarak fe tipi cezaevlerine kapatmak gibi. bunu düşündüm. hayatımda ne yenilik yapabilirim diye düşündüm. genelde daldan dala konar kafamdaki kargalar ama bu kez aynı dalda kalmayı tercih ettiler uzun süre. saçımı kızıla boyatmak geldi ilk. sonra hukuk ingilizcesine başlayayım dedim. sonra galatasaray üniversitesini aradım. kimse açmadı. annem aradı. heykel kursuna mı gitsem diye düşündüm o sıra. annem onu kaale almıyorum diye sinirlendi. heykelden vazgeçtim.

spora başladım bugün. bildiğin aletli cimnastik. hoş bir şey. kafa dağıtıyor. elis in çeyns spor için hiç uygun değil. belki, cimi hendriks. ama daha ziyade dıdors. disisdiend. spor da bitti. ilk günden kendimi fazla yormuş olabilirim. iyi de ne kadar kasarsam kasayım bedenen zihnen yorulduğum kadar yorulamıyorum. evet, hem zayıflayıp hem saçımı kızıla boyatıp hem galatasaray üni. kurslarına katılacağım. yazın kesin çalışacağım. iş arıyorum.

bi ara deli gibi kitap okurdum ben. şimdi hiiiç. peh peh peh. böyle dedim de yeah yeah yeahs geldi aklıma. babam dinliyor onları ya. bana bidıls sevgisi aşılayan da babamdı. ama con lenını kendim kendime sevdim. igıls'ı da o dediydi. bana miras olarak plak bırakacakmış. o geldi aklıma. uzun süreden beri ilk defa birinin yazdığı bütün yazıları okudum. ve karar verdim ki, şa-ha-ne! artık ''yazsa da okusak'' deyu beklediğim birileri var ki, bu da hayatıma yenilik katmak demek.

şeyi deniycem bi ara, kısa yazmayı. bunu denemek de bir tür yenilik. pazar günü adalar'a gideceğim mesela. bu çok öenmli bir adım. bir de bi ara çiçek pasajı'na gitmeliyim. bilmiyorum neden ama eminim hayatım değişirse, orada değişecek. -rotmafiz'e selam- kendime papatya alıcam. onları kurutucam ama sinek yaptırmaycam. kafamı kızıla boyatıcam.

böyle saçma salak şeyler yazmak yerine elif şafak gibi hikaye ya da roman yazmayı denemeliyim. kendime içinde yurdanur olan bir roman konusu seçmeliyim. ecetem gibi araştırma yapmalıyım. hatta, slyvia plath gibi ilk romanımı yazıp ölmeliyim. belki bir gün nobel bilem alırım (hahaha, çok da fifi!) hatta arkamdan '' ermeni soykırımı var demedi ama aldı, ne iş?'' demeliler. ay, evet, sırf bu cümle için roman yazmaya başlamalıyım. bu da bir değişiklik.

kadıköy belediyesi'nin kadın kolları organizasyonlarıyla görüşebilirim mesela. doğu'ya gitmek istiyorum. benimle doğu'ya gelecek, sıkılmayacak, sıkmayacak birini bulmalıyım. bence hayatımdaki en büyük değişiklik bu olur. belki tiyatro seviyordur. fransızcaya ilgilidir. kedi de seviyordur, ama tutmaya korkuyor olabilir. kahve yerine çay tercih etmeli. sesi yüksek çıkmalı. britpop'la ilgili öğrenmek istediklerimi öğretebilir. elinde balonla gezmeyi ya da dar sokaklarda sek sek oynayan kızları gördüğünde sek sek atlamayı çocukluk saymayan, hayatında bazı anlarda ''karizması''nı düşünmeyip, sevdiğini düşünen biri olabilir pek ala. kendimi anayasayla ilgili her haberde televizyon ekranının altında en iğrenç fotoğrafım çıkmış olmasına rağmen alanımda uzman olduğum için bana bağlanan telefonun ilerleyen yıllarda bana hissettirecekleri gibi hissettirebilen biri olmalı. -yani hukuk sahnesine hiç çıkmamış, yok hükmünde biri.-

bence değişmeyen tek şey değişim değil. ayrıca gayet bi suda üç kez beş kez yıkanılabilir. değişmek çoğu zaman çok acılı, sancılı, yankılı geçer. ben ki hayatımın hiçbir evresinde değişimi sevmedim, bu sefer ben istiyorum. ben istiyorum ya, gelmez, değişmez hiçbir şey. allahsızlar.

o değil de, kahrolsun manus!

17 Nisan 2008 Perşembe

zamanın yarası

tez zamanda çok şey olur bazen.
bazen böyle birden bire yaralanıveririz. ama her yara iyileşir. eninde sonunda kabuk bağlar. üstünü kapatır. gözlerden saklanır.
çünkü hiçbir yara görülmek istemez. (*)

bazen, ne yaparsan yap, olmaz. herkesin '' zaman, her şeyin ilacıdır. '' dediği bir dönemde zaman adeta senin aleyhine işliyor gibidir. yani sen öyle sanırsın. sanmak istersin. bu dönemlerde o yarayı kapatmaya hazır olmadığın içindir. bu, gidenin geri geleceğine olan inancını koruduğun içindir. sen gidenin, geleceğine inandıkça tutmaz kabuk, sürekli kanar. çünkü sen sürekli kanatırsın yüreğini. kanı gözyaşıyla temizleyebileceğini düşünürsün. oysa, temizlemeye yetmez gözyaşı kanı. tendürdiyot gerekir. tendürdiyot, acıyla alır acını. yakar. gidenin yaktığı gibi. yıkar, tendürdiyot kiri. gidenin seni yıktığı gibi.

bir gün, bir an duruşu gibi, anlarsın yaptıkların kaybetmemek için gidenin yüzündeki anlık tebessümü. anlarsın, biter her şey. anlarsın, giden gelmeyecek. anlarsın, o seni hiç anlamadı. bunu anladığın an biter her şey.

aşk, roma hukukundaki ayni akitler gibidir. anlaşmak yetmez. rıza göstermek gerekir. kişilerin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıdır gerekli olan. işte bu yüzden, platonik aşk, aşk değildir. belki bir masumiyet -fotoğraflarda eskiyip solacak-, belki bir saflık. ama aşk değil.

romalılar der ki '' hiçkimse hakkından fazlasına sahip olamaz. hakkından fazlasını devredemez. '' aşk da böyledir. sen hakkından fazlasını alamazsın. genellikle rıza gösterdiğin de budur. sen hak ettiğinin altında değer görmeye rıza gösterirsin. çünkü senin anlaşman -önce kendinle- onu her koşulda hayatında istemektir.

yine roma hukuku'nun klasik döneminde herkes bütün kusurlarından sorumlu tutulur. (omnis culpa) kişi burada kendisinden beklenen özeni ve dikkati göstermediği için sorumludur. en hafif ihmalinden bile. aşkta da böyledir. sen, kendinden beklenen dikkat ve özeni gösterdiğin halde, karşındakinin beklentilerine cevap veremediğin için sorum(n)lu olursun.

bu kadar uzak bir yere gelip, hayalkırıklığı aramaya değer miydi? (*)

dedim ya, sen çiziyorsun kaderini. baştan anlaşıyorsun her şeyiyle. kabulleniyorsun. rıza öyle bir sözcük ki, kabul onun yanından bile geçemez. kabul'de tamam anlamı var, rıza'da ise gönül. rıza, önemli bir sözcük. etkili.

unutmak göz temizliğidir. her bahar yapılmalıdır. unutmazsak yaşayamayız. unutmazsak, yaşatmayız. (*)

bahar temizliği gibi yapılmalı unutmak. dipköşe. dibe vura vura dip olduğun günlere, aklının köşelerine kadar nüfuz eden o gidene inat. akdin emredici niteliğine aykırı teşkil etmeyecek şekilde. tek başına ayakların üzerinde durabildiğini kendine ispatlayana kadar, yıkılsa bile kainat.

ben başka bir dünyanın imla kuralıyım der ece temelkuran. ben başka bir dünyanın noktalama işaretiyim.

inatla devam etmek isterken bir şeye delicesine, aşkın önünde saygıyla eğilip bükülmüşken bir virgül gibi.. giden henüz gitmeden kaldırıyor beni, tutuyor ellerimi. böyle olmaz, devam edemeyiz derken gitmeye hazırlanan buluyorum kendimi bir ünlem gibi. ısrarla yalvarıyorum gururumu ayaklar altına alırcasına, gözleri önünde hayranlıkla eriyip bitmişken iki nokta gibi.. giden henüz gitmeden kaldırıyor beni, tutuyor ellerimi. kalk, bitti, buraya kadarmış derken gitmeye hazır kişi çoktan gitmiş buluyorum üzerinde emanet duran gözümü bir nokta gibi.

ya hafızayı hatıralardan uzaklaştırmak lazımdı, ya da hatıraları ait oldukları zamandan. aksi takdirde acıtırdı geçmiş, boş yere yaralardı insanı. (*)

bazen, ne yaparsan yap, olmaz. herkesin '' zaman, her şeyin ilacıdır. '' dediği bir dönemde zaman adeta senin aleyhine işliyor gibidir. yani sen öyle sanırsın. sanmak istersin. bu dönemlerde o yarayı kapatmaya hazır olmadığın içindir. bu, gidenin geri geleceğine olan inancını koruduğun içindir. sen gidenin, geleceğine inandıkça tutmaz kabuk, sürekli kanar. çünkü sen sürekli kanatırsın yüreğini. kanı gözyaşıyla temizleyebileceğini düşünürsün. oysa, temizlemeye yetmez gözyaşı kanı. tendürdiyot gerekir. tendürdiyot, acıyla alır acını. yakar. gidenin yaktığı gibi. yıkar, tendürdiyot kiri. gidenin seni yıktığı gibi.

kimse, sakın bahsetmesin yalnızlığın kekremsi tadından.

ölüverme diye sen, gidiyorum ben.

hamiş: (*) kısımlar elif şafak'a aittir.