kendime yeni bir ben lazım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendime yeni bir ben lazım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2008 Cumartesi

tıkadın bütün yollarımı.

bak mesela bengü denen hanım altı yıllık sevgilisinden geçtiğimiz aylarda ayrılmış.. şimdi yeni sevgilisi varmış. ceyda düvenci ismail hacıoğlu'yla üç senelik beraberliğine nokta koyduktan sonra birini bulmuş, bir buçuk aydır beraberlermiş, 13 ağustosta evleniyorlarmış. ya bu üç sene altı sene filan az bir süre mi? ben kendimi düşünüyorum.. bi adama altı senemi vereceğim, ondan ayrılıcam hemen yenisini bulucam. mümkünsüz. nasıl buluyor anacım bu insanlar böyle hemen? derdim o değil.. nasıl unutuyor insanlar bu kadar çabuk?

o değil de bi gün olur da şuan olmak istediğim yerde olamazsam..

ya bi yazar olmuşumdur.
ya bi yerlerde şarkı söylemeye çalışıyorumdur.
ya doğu'ya gitmişimdir.
ya bi kanalda magazin bilmemneliği yapıyorumdur.
ya da ölmüşümdür.

ben en iyisi bugünlük gezegendeki son gemiye binip gidiyim..

8 Ağustos 2008 Cuma

rönesans

kendi saç rengimle geçirdiğim son saatler.. evet. bugün saçımı kestirdim ve yaklaşık bir saattir de kafamda kınayla oturuyorum. hazırlaması, karıştırması, yakması, sürmesi kolay. ama saç biraz fazla olunca iyice nüfuz etsin diye biraz ağırlık yapabiliyor. misal şuan başımı geriye uzattığımda tyüm gövdem geriye gidiyor. çok heyecanlıyım. ilk defa kızıl oluyorum ve son olmasın istiyorum. saçıma sürerken ellerime de bulaştı haliyle her ne kadar eldivenle yapmış olsak da. ellerim kızarmaya başladı bile. ben normalde nişan sonrası evlilik öncesi ele yakılan kınayı pek sevmem. yani gelenek görenek hoş da ben kendi elimde kına olsun istemem. ama şuan saçımda kına olması beni heyecanlandırmanın ötesinde sevindiriyor.

babam bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor herhalde. aksi halde bana çamur bakım zımbırtısı almazdı. kınayı yaktıktan sonra belirtilen şekilde yüzüme o çamur bakımından da uyguladık. kına sabaha kadar kalacak, bakım zımbırtısı da 45 dakika kalacak. allah'ım ajda pekkan gibi hissetmeyi botoks yaptırmadan öğrenmiş oldum. ağzımı açamıyorum, annem gelip nanik yapıp gidiyor, gülemiyorum. açlıktan öleceğim yemek yiyemiyorum. boynum tutulmuş gibi çeviriyorum başımı hem yüzümdeki hem kafamdaki şey yüzünden. bence babam bana ''azıcık bakım yap güzel ol bu ne böyle serdin iyice'' demek istedi. lisedeyken de ''süslen püslen azıcık ne biçim kızsın sen'' demişti bana. kısmet ya. aynaya bakıyorum, valla bu görüntü bana ait değil. neyse kına tutsa bari.

o değil de.. tam beş (5) gündür bir şey yazmak istiyorum ama yazamıyorum. her gün birkaç cümle, paragraf ekliyorum ama hiçbir zaman tam olmuyor. hiçbir zaman tam olmayacak bir şeyi yazmak istediğim için de olabilir tabi bu ama bence artık yazmalıyım. çünkü ben yazamadığım zaman tam olamam. bu yazı son zamanlarda yazdığım salak yazılar gibi olmayacak. o yüzden gerçekten canımın acıması lazım. bugün mesela canım üç dört gün sonra ilk defa acır gibi oldu. ama kafamda tasarladığım yazı bu kadarcık acıyla oluşturulabilecek bir şey değil. bak böyle diye diye kendimdeki beklentiyi arttırıyorum. o zaman beğenmiyorum yazdıklarımı. bu akşam bir kez daha anladım ki saç kestirmek, saç boyatmak, kaş baş aldırmak, alışveriş yapmak, cilt bakımı yaptırmak falan beni rahatlatmıyor. geçici de olsa ''gerçek''leri unutturmaya yetmiyor.

allam kafamdaki ağırlıktan herhalde bunca saçmalamam.. gidip yüzümü yıkayım bari.

7 Ağustos 2008 Perşembe

la fille du roux

dün itibariyle yaklaşık fi tarihinde aldığım ve anneme karşı ''hayır atılmayacak verilmeyecek'' mücadelesi verdiğim pantolonlarımın içine yeniden girebildiğimi ve hatta onların içinde boşluk bile bırakabildiğimi fark ettim.

yarın da 2 pantolonumu daralttırmaya götürücüğüm.

gidip kınamı da aldım. yarın hastane işim erken biterse gidip saçımı da kestiririm. gelir kınamı da yakarım.

aynada gördüğüm kurum kuruluştan memnunum. mutlu muyum bilok neyim? bi şımardım ama çaktırmıyorum.