gönderilmemiş mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gönderilmemiş mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2008 Pazar

çok kurallı oyunlar zinciri

günler sonra beni sadece kudra'nın yazısını görmek bu kadar sevindirebilirdi..

**
alpella antep fıstıklı çikolata.

**
atv ekranlarında geçtiğimiz akşam bir dizi başladı, ''doludizgin yıllar'' isminde. son zamanlarda bütün dizilere yerleştirilen ''hukukçu'' figürü bu dizide de mevcut. burada doludizgin gencimizin akademisyen annesini görüyoruz hukukçu formatında. teyze bir hayli idealist bir portre çiziyor lakin kendisinin görüntüsünün arkasına bir özel üniversite fonu çiziliyor. hatta bu teyze çocuğunu ''proje'' gibi yetiştiriyor ama çocuk istediği için çocuğa 3bin dolarlık gitar almaktan da geri durmuyor. akademisyen diyorsun çocuğa alınacak 3bin dolarlık gitar diyorsun ben de sana rüyanda görürsün onu canım sen diyorum. özel üniversitede çalışmayan bir akademisyen için diyorum tabi.. yoksa o teyzenin tuzu kuru. teyze bir de beylik cümleler sarf etti, o sözü duyduktan sonra kanalı değiştirdim zaten.

- tamam tamam evet biliyorum o gitar satriani'nin gitarı. o'nun hocası da hendrix. yalnız beyfendi biz o hippi çocuklar gibi bu şarkıları dinlemekle uğraşsaydık şimdi sana bu gitarı alacak bir hayat veremezdik..

bi öl teyze. allasen.

**
doludizgin yıllar dışında akasya durağı'nda da var bir çocuk. hem taksici hem marmara hukuk öğrencisi. daha birinci sınıftan nerden biliyor ''redd-i miras'' davasını, hangi koşullarda açılacağını, dilekçesinin nasıl yazılacağını filan bilemiyorum. maksat hukukçu kimliğini göz önüne sermek. hani sorar ya eş dost ''abla şimdi ben birini öldürsem kaç yıl yerim?'' gibisinden. o hesap. hukukçusun ya her boku bilmek zorundasın. neyse. küçük kadınlar'da da var bi kız. annem gösterdi o'nu da. o da birinci sınıf öğrencisiymiş ama nedense önünde medeni usul kitabı var. alla alla. bak sen şu işe. üstten ders mi alıyor acaba abla diye düşüncelere dalmadım değil. orada bu kızın bir arkadaşı var, o da bir büroda çalışıyor. sanırsın 40 yıllık avukat.. arkadaşım sen birinci sınıf bilginle sana getir götürden başka bir şey yaptıracaklarını mı sanıyorsun? hayır başka bir şey yaptırıyorlarsa ben kendi arkadaşlarıma da söyleyeyim onlar çaycılık, dosyaya pul yapıştırmacılık, imza attırmacılık yapıp durmasınlar. bir de esas bombayı iki kadın avukat patlattı. önlerinde sıradan bir dava dosyası var, ablalar olayı alladı pulladı ''iddianame'' diye sundu ya. hayırdır ergenekon'a, akp - dtp kapatma davaları'na filan mı bakıyorsunuz artık dizilerde? tabi davalar o kadar laçkalaştırıldı ki. beklerim.

bok varmış gibi böyle insanları teşvik ediyorsunuz hukuk okumaya. hayır, yok öyle bir şey. her üniversitenin kontenjanını arttırmakla, puanları düşürmekle, akademisyenleri 3bin dolarlık gitar alıp her gece enginar kalpli rostoların şaraba katık edildiği yemekler yiyip şömineli dubleks tırıpleks vs. oturduğu insanlarmış gibi göstermekle, daha öğrenciyken duruşmaya girebilirmiş gibi yansıtmakla, en basitinden bir davaya bile ''iddianame'' diyebilmekle hukuku bu kadar alçaltmayın. sonra ''kamburüstü'' üniversitelerinizden mezun biri gelir, yine kendi gibi hukukçu olan birini vuruverir mazallah. hani olacağından değil de.. olursa diye. sonra siz bir anayasa dersinde kalkıp '' hocam adalet dediğimiz kavram öyle herkesin eline bırakılamayacak bir kavram değil midir? hukukla uğraşan kişilerin en azından hukuk fakültesi mezunu olması gerekmez mi? 1960 anayasasıyla getirilen anayasa mahkemesi eğer bu ülkede en yüksek dereceli mahkeme olarak gösteriliyorsa, bu mahkemenin başına getirilecek kişinin de en azından hukuk fakültesi mezunu olması gerekmez miydi sizce? haşim kılıç sonuçta ticaret alanından mezun biri. okuduğumuz kitaplardan ya da derslerde bize verilen bilgilerden öğrendiklerimizle çelişmiyor mu bu durum? '' gibi saçma sapan bir soru sormak ve tenefüste hocanın yanına gitmek zorunda kalabilirsiniz.. bunların hiçbirisi türkiye'de olmaz tabi, ama ben olursa diye diyorum.

**
gün geçmiyor ki benim gibi sakin, uysal, sinirlerini aldırmış bir insanı sinirlendirecek bir gelişme yaşanmasın bu caaağnım ülkemde. geçenlerde gördüm yine televizyonda ''boşanmak istemiyorum'' diye bir program var. böyle teyzeler ablalar amcalar ağbiler hakimler avukatlar.. ezberlenmiş, buram buram yapmacıklık kokan yapay konuşmalar. yok mu bu memlekette aile danışmanı, psikoloğu, hakim, savcı, avukat filan? televizyonda mı halledilir bu işler? tam ben böyle düşünürken kanal d'de buna benzer süper bir yapım gördüm. ''ceza mahkemesi'' gibi bir şey adı. herhalde elbirliği ettiler beni ceza mahkemesine göndermek için çünkü katil olacağım, az kaldı. sen adaletini ülkenin mahkemeleriyle sağlayamazsan, dandandirik bir davayı bile iki yıldan önce sonlandıramazsan, derin taraflarını gösteren mafyaların silahlarıyla bu işi halletmeye çalışırsan bir de bunu kameralar önünde yaparsan yazıklar olsun sana da senin adalet anlayışına da. yok arkadaşım, müstehak. aferin. çogüzel.

**
belki 35 milyon defa okudum, 35 milyonunda da farklı şeyler hissettim.. ama bu sefer çok başka bir şey hissediyorum. gidecek ya şimdi G., tutuştum tabi ben. Umut Sarıkaya'dan ve mektuptan geliyor;

''Basarsan alırsın ''lı ''Koşu yoluma at ''lı klasik bir maçtı. Terden saçlarım birbirine yapışmış, boynumdaki kir çizgileri, güneşin altında başım zonklaya zonklaya oynuyordum. Takım olarak ise gerçekten rezil bir durumdaydık. O kadar kötü bi durumdaydık ki kalecimiz kendini bilmez bi şekilde sanki sol açık gibi topu alıp karşı takımın kalesine dogru artistik çalımlar eşliginde ilerledigi bi anda topu kartırmıştı ve onların ceza alanına doluşmuş tam kadro olarak bittigimizi resmileştiren golü izlemiştik. Karşı takımın oyuncusu bizim bomboş ceza alanımızı geçip boş kalemizin önünde topu ayağıyla sabitledi ve yere eğildi. Sonra kafası ile topu yavaşça sürdü kalemize doğru. Böyle bir gol, siz sevgili okurlarımın da bildigi gibi normal bir mahalle takımını dağıtmasına, golü yiyen takımın takımın kaptanının topu tutup havaya rastgele degaj çekip uzaylamasına sebebiyet vermesine, ardından dikilen topun sahibinin aşagıdaki bayırda topun peşinden küfür ederek koşmasına ve maçın bitmesini sağlamasına rağmen biz maçı bitirmedik. Kaleye doğru gidip ''Ver lan eldivenleri ben geçicem kaleye. Sen bas! Kıran kırana oynuycaz'' diyerek ittim denyo kalecimizi. Tecrubeli bir file bekçisi gibi direge yaslanarak taktikler veriyordum takımıma . Ama kimse beni dinlemiyordu. umursamadım bagırmaya devam ettim. Yavaş gelen bir aşırtmayı çift yumrukla bertaraf etmek isterken yanlışlıkla içeri aldım. Eski kalecimizle göz göze geldik. Çabuk hareket edip topu alıp sanki daha deminki salak ben degilmişim gibi millete ileri gitmesi için bagırarak degaj çektim ama ileri dogru gitmesi gereken top, ayagımın dışına gelerek sağ yanıma düştü. Zalim top, rakip takımın sanraforunun önce göğsünde yumuşamış sonra da ayagının içinde yerini bulmuştu. Üzerime doğru şut çekmek için geliyordu. Her şey boka sarmıştı, belli ki bir mermi kıvamında gelecekti şut. Tırstım... Top resmen tsubasanın yamuk topu gibi geliyordu üzerime zıplayarak kaçılmaya çalışırken götümün yanı ile baldırım arasına çarparak zıbarttı beni. Sanki topu tutmuş gibi oldum. Ama ceza sahamızdaki tehlike bitmemişti. Biraz zıbardıgımdan reflesksel olrak hareket ettigim için, biraz da benden başka kimse olmadıgı için topu ayagıma alarak şık hareketlerle ilerledim. Orta sahayı geçince ''Oluyo lan'' diye düşünüp iyiden iyiye gaza geldim. Diziyordum resmen lavukları. Ama birden iki kişi girince dengemi kaybettim yan taraftaki tellere tutunup çalıma öyle devam ettim. Mücadele uzayınca yere düştüm yerde oturarak çalıma giriştim. Yine siz sevgili okurlarımın bildigi üzre yere oturarak yapılan mücadele , mücadelelerin en rezilidir, futbol tarihinin yüz karasıdır. Tam o sırada çocukluk arkadaşım, canyoldaşım, hemşerim, biricik dostum Namık'ı gördüm. Ben ağzım açık oturdugum yerden Namık'a bakarken top ayagımdan alındı ve yine golü yedik. Gol tanıdık, rezillik tanıdık ama Namık farklıydı. Adam çıkarıp hemen oyuna dahil olması ve takıma dahil olması ve takımı kurtarması gerekirdi normal şartlarda ama öyle yapmadı. Elleri cebinde öylece bizi büyük bi ciddiyetle izledi. Oyun en sonunda havaya dikilen degajla bitti, top bayıra gitti. Top sahibi bayıra ben Namık'ın yanına koştum. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Ne güzel kir pas içinde, itişe kakışa oynuyorduk, neydi bu temizlik, neydi bu mesafe tam anlayamamıştım. Garip bir şeyler oluyordu. Bana cebindeki kutudan bi sakız verdi. Karşılıklı konuşmadan çignedik bi müddet. ''Biz bugün köye gidiyoruz. Üç ay yokuz'' dedi. Sevgili dostlarım şimdi tam anlatabilir miyim bilmiyorum ama o gün ilk defa bişeylerin değişmesinin beni ne kadar korkuttugunu anladım. Sanki hep öyle devam edecek sanarken, insanların bir takım kararlar alması, birden ciddi bir mesafe takınması çok koydu bana. En yakın arkadaşımçok yabancı geliyordu lan! '' iyiydik lan. Nereden çıktı bu köy'' demek istedim. Sonra anne baba ve kardeşi geldi. Bavulun bir ucundan tutup bayırdan aşşagıya doğru yürüdü gitti tertemiz yeni yıkanmış Namık. Arkasından bakakaldım. Boğazıma bir şeyler düğümlendi. Ağzımdaki sakızı biraz önüme tükürüp sakıza bir şut çektim Sonra geriye doğru koşarak top sahibinin elindeki topa vurup düşürüp elime aldım, uzayladım. Top bayıra doğru gitsin istedim ama Namıkların terk edilmiş balkonuna düştü. Bayıra son bi kez baktım, arkasına bakmadan gidiyordu. S.keyim böyle hayatı dedim. Çok sonraları, dört yıl önce, yine böyle bi yaz, mühendisligi anlamsız bir şekilde, ortada hiçbir neden yokken bırakıp zağar gibi sokaklarda gezdigim sıralarda aynı duyguyu yeniden hissettim. Kız arkadaşımla Beşiktaştaki çay bahçesinde oturuyorduk. Namık ciddiyeti vardı suratında. Ben '' Bi çay daha içer misin'' diyecekken söz girdi ve ''Ben gelecegimi düşünmek zorundayım Umut. Kusura bakma'' dedi. ''iyiydik lan'' demek istedim diyemedim. Gidişini izledim. ''Artık kaşar oldum, bi daha hissetmem'' derken bu sefer asker ocagına sigarayı bırakmaya çalıştıgım sıralarda yakaladı beni duygu.Telefondaki ses çok ciddiydi bu sefer. ''iyiydik lan''diyebildim bu sefer. Telefonu kapattım. Ağladım, çok ağladım. Ağlarken sakızım ağzımdan düştü. Ben hiç çok ciddi kararlar alamadım, karar alanlara arkadan baktım.

işte yine bir umut sarıkaya klasiği.. adamı daha okurken ağlatan, ağlatırken düşündüren, düşündürdükleriyle bir kez daha ağlatan bir yazı. ''sanki hep öyle devam edecek sanırken insanların birden ciddi bir karar alması birden ciddi bir mesafe takınması çok koydu bana.. (..) ben hiç çok ciddi kararlar alamadım, karar alanlara arkadan baktım.'' of of.

**
27/9/07 tarihli mektup, aynen aktarıyorum..

kuantum fiziği kadar önemli bir şey söyleyeceğim sana, emre altuğ çağla şikel'le aslında tek gecelik ilişki şeeetmek istemiş. bunu da mal mal bir gazeteye söylemiş. çağla şikel de haliyle boz kalmış. emre altuğ da amsterdam'a bilet almış tatile gitmişler. milano'dan gelinlik bakmışlarç affetmiş yani çağla fark ettiysen. şimdi ne denir bunun üstüne? çok önemli diğ mi ama? vakit kaybettin bunu okurken. neyse napalım artık.. ekslikliğini de eksikliğimi de hissetmiyorsun zaten. peki.

bir günüm kaldı.. üniversiteye başlayacağım için hiç heyecanlı değilim. ankara buz gibiymiş. burdan giden bütün arkadaşlarım hasta şuan. gidip avea öğrenci alacağım. belki vermem sana yeni numaramı, tamam mı? haberin olsun diye şeettim. sıkıldım ben. bizimkilerle buluşacağız birazdan. vedalaşacağız.. ben 15 dakika içinde en yakın arkadaşımdan ayrılmak zorunda kalacağım. sonra başka işler güçler..

ankara hukuk beni almaz mı? bence alır.

öff. shirley manson var ya, garbage'ın taş çığırtkan hatun kişisi, çogüzel diğ mi? sözler, musukileeer.. ''tell me where it hurts''ü muhakkak dinlemelisin. ''if you are looking for disappointment you can find it around any corner, in the middle of the night ı hold on to you tight so both of us can feel protected'' sen şarkıyı dinleye dur, ben hazırlanayım. belki bu akşam gelirsin.. gelir misin? gel noğlur. kısmet tabi.

saat oldu gecebin biri. hala gelmedin tatlım, canım benim, balım, bitanem. hayatımın anlamı. G. biz niye sürekli tartışıyoruz? bak böyle sözler dururken. bir de biz niye hiç telefonla konuşmamışız, öyle sordu bugün bi arkadaş. ben sormuyorum. çok ağladım ''fidel'', çok. bugün her dakika ağladım. canım yanıyor. babamı bırakamıyorum. annem bugün bana sarılarak ağladı. babanem bugün bana bakamadı çünkü sürekli ağlıyordu. bugün sana çok ihtiyacım vardı. ama sen yoktun.. sanalız ya, bütün msn konuşmalarımızı bir kez daha okudum. 29 haziran 2007 günü var ya resmen ağzıma sıçmışsın. insan itine öyle davranmazmış. bi de bi posta ona ağladım. yalnız en son yaptığımız konuşmada nefret etmeme rağmen bana ''gülüm'' demene ses çıkartmamışım. şimdi burada olsan da yine desen. küfretsen bile olur.. en azından sen olursun. öyle yani ''fidel''.

G. değil bak, ''fidel''.

fidel benim hayallerim.. G. ise çok gerçek. fazla gerçek.

''biz''im için dua ediyorlar G., ''olacak'' diyorlar. sen beni birilerine anlattın mı acaba? mesela annene. anne olmaz da abla olabilir. ablana da anlatmazsın ama sen.. levent? levent biliyor mu acaba beni? fatma kesin biliyordur. adının behiye olduğunu tahmin ettiğim o kız bilmiyordur, bilmesin. yuvanız dağılmasın. hayırlısı ya.

arasam mı acaba şimdi seni? çaldırmaktan bahsetmiyorum, arayayım mı? merhabaaa diye bağırırım sana. hatta ''selam olsun'' bile derim. sen sussan bile olur. nefesini dinlerim öyle uyurum. biraz gerçeklik katarız hayatımıza.

baban nasıl acaba? eğer baban olmasaydı şuan ne halde olurduk gerçekten bilmiyorum. büyük ihtimalle barışmazdım seninle. ankara izmir arası venezüella'yı tartışmaz, chavez'i yargılamaz, kuantum fiziğini kafa dağıtmak için okuduğunu bilmezdim.

hani ''gelirsem bir daha gitmemk için tüm bunlar'' demiştin ya, bugün ''hiç konuşmadınız mı?'' diye soran arkadaş da öyle dedi. küba'da dahi olsan yani araya değil şehirler kıtalar bile girse -sıfatımız nolursa olsun- kopamazmışız biz. ben seni görmeye geldiğimde gidemezmişim çünkü sen beni bırakmazmışsın. bırakmazsın diğ mi? bırakma lütfen. kalırım ben orada öyle. kene tehlikesi altında otururum öyle bir çimde. vega söylerim sana sen duymasan da. duyman için bağırırım bile. ''elimde değil'' derim belki, ''aşk başlar'' derim. ne bileyim, bende bıraktığın izlerin hürmetine ''iz bırakanlar unutulmaz'' derim. derim ben sana illa ki bir şeyler.. sen ol da, ben hep konuşurum.

çok konuşuyorum di mi G., boş konuşuyorum üstelik. genç bakış'ta ankara üniversitesi var. kenan evren çıktı şimdi. pislik herif. anayasayı tartışıyorlar. ben gideyim de onu izleyeyim. bu gece bu yataktaki son gecem. of.

avea öğrenci alıp beş bin esemes yapıcam. anca yeter. belki yarın da yazarım sana, ama sonrasında pek vaktim olmayabilir. gerçi ben her koşulda sana yazarım. annem de geliyor bizle beraber, 5 günlüğüne. eğer söylediğin tarihte kontör alırsan, tam annemin gidişine denk geliyor (: ama sen daha önce alırsın herhalde. sonuçta ilk kez üniversiteye başlıyorum. yanımda olursun o gün. tabi ben yine de karışmıyorum sana, sen her zaman en iyisini bilirsin.

ben şimdiden özledim seni.
neyse.. gidiyim ben.
iyi gece olsun.

**
emre altuğ ve çağla şikel bugün evleniyor. ben o'nların mutlu olmasını en az kendi mutluğum kadar istiyorum..

**
artık long black hair'e sahip biri olmasam da..

''well i, im goin back to my baby, lord i,i swear i wouldnt lie, yeahi never saw that sweet woman yeah in-aa-five long years gone by, yeah.well im goin ho__me, im goin homecause shes a sweet little darlin, ahi said i been away, ahh-far too long,i been away too long.''

**
iyice ev kadını formatına büründüm. annemlerin yokluğunda çamaşır yıkadım, onları serdim, bi saate toplayacağım sonra eğer sıcaktan bayılmazsam belki ütü bile yaparım. az önce yemek yapayım bari dedim, üşendim. iyisi mi ben papates soyayım. makarna yapayım. sonra köfte yapayım. annemler gelince köfte yesinler. evet. üşenmiyim ama.

**
gece yolcuları ne gereksiz bi gruptur azizim..

**
12.21'den beri bu yazıyı yazmaya çalışıyormuşum.. hala bitmemiş. gidip gelip yazdığım için olsa gerek. gülşah'ın bana odada dinlettiği şarkıya klip çekmiş gülben ergen. ne de önemli.. ama şarkının sözleri hoş bak. zaten bu aralar kendimde önlenemez bi serdar - bengü - demet şeysi var. hususi dinleyeyim diye açmıyorum da açık olursa dinliyorum. amaan. G. şimdi soğuyacak benden. kısmet.

bak yaziyim sözlerini;
.. hele senle aşk değil bu çok kurallı bir oyun. Sen doğru ben baya yanlış, bay doğruyla bayan yanlış Sanki herşey sana kalmış, dünya istediğin kadarmış Yok mu bu işte bir yanlış, herkes ellerinden kaymış Yalnız tahtında otur dur o zaman/ şimdi beni onlardan ayır o zaman. ..

**
köfteler oldu gibi sanki. aferin bana.

3 Ağustos 2008 Pazar

hayat beni neden yoruyosuuun? halk bunu istiyor!

sene 2006. bir sene öncesinde vega son albümü hafif müzik'i çıkartmış, serzenişte ile hayran kitlesine hayran katmış, tadından hiçbir şey kaybetmeden popülerleşmeye başlamış. o dönem kulağımda, elimde, dilimde olan tek şey o albüm. doğumgünü olan herkese gidip hem vega'yı sevdirmek hem albüm satışlarını yükseltmek hem de vega'yı sevindirmek için bu albümü aldığım zamanlar. işte yine o günlerden biri, bir doğumgünü dönüşü dolmuşa binmişim. hala özlemle andığım musukiçalarım var kulağımda ve ankara çalıyor, lakin kulağıma başka bir ses gelmekte. kulaklığı çıkarıyorum ve şaşkınlık ve saygıyla andığım o ağbiyle karşılaşıyorum. hafif müzik çalıyor dolmuşta. radyodur sanıyorum ama yanıyor zaman'la devam ediyor şaşkınlığım. sonra sırasıyla ben inene kadar bütün albümü çalıyor ağbi. ben ne zaman vega dinlesem muhakkak anıyorum kendisini. bugün bir kez daha adını zikretmemin nedeni ise az önce bir magazin programında vega'yı duymuş olmam. ''tamam sustum'' isimli nadide eseri bir demet akalın şarkısına dönüştürmek suretiyle, sözlerini de rengarenk yazarak bir habere katık ettiler az önce. evet. ben bunu da gördüm ya daha ne diyeyim. ama sen çok büyük bir insansın ağbi, valla.

**
benimle korku filmi izleyecek olan insanlara allah'tan sabır, yakınlarımızda olanlara kolaylık diliyorum.

**
özge özberk evliymiş. özge özberk çogüzel. özge özberk'i gördükçe içime kapanıyorum.

**
- '' galiba sen hep olduğun yerdeydin, yakınlaşan bendim.. ''

**
hayatım boyunca iyelik ekleriyle problem yaşadım ben. yavuz çetin ''erkeğin olmak istiyorum'' ya da şebnem ferah ''bırak kadının olayım'' dediğinde pek bir şey hissetmedim haliyle. imrendim evet. kıskanmadım bak, imrendim. ama birol namoğlu ''kadınım'' dediğinde bana nolduğunu anlayamıyorum.

**
karım ya da kocam değil, eşim.

**
.
.
- bir kedi alsam.. o zaman sever misin beni?
- hoşça kal.
.
.

**
nihat doğan.

**
gün geçmiyor ki yollara düşmek için yeni nedenler ortaya çıkmasın.. bu sefer yol haritamızı izmir'e, izmir'in fatsa'yı andıran süper ilçesi dikili'ye çeviriyoruz. sağda solda gördüğümüz afişleri değerlendirerek haberin kaynağına ulaşıyoruz;

http://www.anarsist.org/duyurular/10129-sgdf-4-uluslararasi-yaz-kampi-yuzumuzu/

**
bugün hasu hanım'la iki saat internetten sonsuzluk ve birgün'ü bulmaya çalıştık. lakin beceremedik. tam umudumu kaybediyorken kanal 24'ün yayın akışı çarptı gözüme. eğer bir yanlış anlaşılma mezvu bahis değilse, bu salı (5 ağustos 2008) saat 21.30'da sonsuzluk ve bir gün ekranlarda olacak. allah'ım umarım nadiren yakaladığım şanslardan biridir bu. lüffen lüffen lüffen. amin.

- sen niye arıyosun ki bu filmi bu kadar
- kesin G. söylemiştir
- evet.
- o zaman kesin siyasidir
- değil be.
- aşk değildir ama
- aşkımsı.
- off
- sana off.

**
semum hayatımda (zorla) izlediğim en kötü filmlerden biri. kedinin öyle sıçramasından belliydi. banu'nun allah cezasını versin. raci'yi elindeki zımbırtı korusun. burak hakkı rol yapmayı öğrensin. ayça inci kendine has o güzelliğini sonradan batırmasın. insanlar haklarını kötüye kullanmasın.

**
(bkz: #2580007)

**
karın kası olmayan bir adamın spor salonuna gitmesine gerek yok bence. spor salonu denilen yerler de gereksiz yerler bence. bence ince fitilli kadife ceket her şeyi çözer. aslında, bir cinnet her şeyi halleder!

**
yıllardır hayatımızda ''bu boğaz öküze bile ilham verir'' diyen ve ''7 notayla en fazla kaç şarkı yapılabilir ki?'' diye sorabilen serdar ortaç isimli bir amcamız var. ne kadar eleştirirsek eleştirelim, ben ne kadar sadece ahmet kaya olayından dolayı bile nefret edersem edeyim bu adam piyasaya şarkı yapmayı beceriyor arkadaşım. ''halk bunu istiyor'' yalanına inanmayan ve o yalandan köşe bucak kaçan biri olarak söylüyorum bunu. yıllardır daha ilk dinleyişte ''ahan da serdar ortaç şarkısı'' dedirtebilecek ve kliplerine bakmadan ''şurda şu hareketi yapıyordur, böyle dans ediyordur'' diyebileceğimiz kadar aynı bu adam. ve böyle olmaya da devam edecek. biz ne kadar sevmesek de bir kere dinlememizle bu adamın bütün şarkılarını ezbere söylemeye de devam edeceğiz. ben kabullendim.

**
- ömrünü tek kadınla geçirebilen ilginç insan
- her gün pilav yenir mi arkadaşım?

zıkkım ye. bok ye.

**
kürşat tüzmen kendine sarışın sevgili yapmış. kadın hiç de taş değil. ve hayır, kıskanmıyorum.

**
yurdanur: hıh, geciktin. noldu? nasıl geçti?
mehmet: çok kuyruk vardı. sıra gelmedi. (öpücük bi tane, çogüzel bi tane. en güzelinden olsun. evet.)
y: olsun.. ben de gidecektim ya, beraber gideriz yine.
y: yemeği getireyim mi? (allah'ım buradaki sarılma sahnesi.. kaybetme korkusu.)
y: mehmet neyin var?
m: gel, oturalım biraz.
y: mehmet noldu, korkutma beni.
m: birkaç gündür iyi görmüyorum seni.
y: nasıl, anlayamadım?
m: bilmiyorum. yabancı gibiyiz. farkında değil misin? sanki uzaklaşıyor gibisin benden..
y: ben mi? mehmet ne diyorsun?
m: ben.. bak, şairin de dediği gibi sana gül bahçesi vaadetmedim, yani ne bileyim.. burası.. yurdanur, bana gerçeği söyle. mutlu musun?
y: sen kendini suçlu hissediyorsun mehmet. problem ben değilim. şikayet ettim mi, yüzümü astım mı? sana belli ettim mi?
m: neyi belli ettin mi?
y: öyle demek istemedim. evet zor. buna alışmak zor. yeni bir yaşam kurmak, birsürü alışkanlıktan vazgeçmek, yarını düşünmek, tüpü idare etmek, ''yemeğin etini az patatesini çok koymak'' da zor. ama çabalıyorum ben mehmet. ben öğreniyorum. seni, beni, bizi yaşatmayı öğreniyorum.
m: ben mutlu musun diye sordum.
y: mutluluk ne? gördüğümüz filmlerdeki gbi ağaçların arasında kovalamaca oynamak mı? bu mu mutluluk dediğin? hayatımda ilk kez bir işe yaramayı öğreniyorum, bir işe yaradığımı hissediyorum. bir şeyleri yönlendirmeyi, idare etmeyi öğreniyorum. mutluyum ben. sen varsın çünkü. sen şu kapıdan girince her şey bitiyor işte. saray oluyor tek göz oda. neden böyle düşündün? aksini mi bekledin benden? olmayacak mı sandın? başaramayacak mıyız? yapacağız mehmet.. bak gör nasıl güzelleşecek her şey..
m: ben öyle demek istemedim..
y: benim yerim burası.. senin yanın. '' sen benim hem ailem hem vatanımsın artık ''

evet bundan sonrası yine mükemmel bir öpücük, sımsıkı sarılış, önce ''aşk sevişmek değil yanyana uyuyabilmektir'' sonra ''aşk yanında yatıp uyuyamamaktır''a dönen gerçek olamayacak kadar güzel bir bakış ve yine dizine başını düşürüş..

1 Ağustos 2008 Cuma

ölür müydün sanki

- why so serious?
- ne biliyim

*
'' suyun derinliği aynıydı senin beline benimse omuzlarıma geliyordu// bütün aşklar çok büyük olacaktı, ama en büyük bizimkisi diyecektik// o kadar hızlı kirlenecektik ki masumiyet fotoğraflarda eskiyip solacaktı ''

bi şey bilmiyorsun bari sus.. hayır bildiğini de yalan yanlış anlatma.. istediğin kadar yangınına suyla git, istediğin kadar yalnızlığını paylaş hiçbir şey değişmiyor, hiçkimse için.
*
bir sene.. sadece bir sene daha bekleseydim şuan her şey çok başka olabilirdi. istanbul hukuk 400, ankara hukuk 200 kişilik daha kontenjan açmış. yani bu demektir ki dört sene sonra sadece iki hukuk fakültesinden -okulu uzatanları saymazsak- 1.400 kişi mezun olacak. peki ben neden onlardan biri değilim? bir sene.. sadece bir sene daha bekleseydim.. şuan belki içimdeki öküz bu kadar zırlak olmayacaktı. bir sene.. belki bir sene daha ayrı kalacaktım her şeyden ama bundan sonra istediğim her şey yanımda, hayatımda olacaktı. ihtimalleri düşünmek artık canımı daha çok yakıyor.

*
bugün hasu hanım'ın tercihlerini verdik.. ankara olması durumunda tek tesellim zırt pırt ankara'ya gitmek için çok iyi bir nedenimin olması olacak. başka da bi halta yaramaz bu sonuç.

*
- ankara'ya gitmem lazım, izmir'de boğuldum.
- izmirde? sen?
- evet ben.
- ama sen taptığın şeyden bile sıkılırsan...
- evet ama tüm düzenim orda. okulum orada. okulu seviyorum. arkadaşlarım orada. evim orada. yatağım orada. özgürlük orada.

sanki burada iki şey eksik.. birini ben üzülmeyeyim diye söylemediğini biliyorum. diğerini hiçbir zaman söylemeyeceğini de. ben kendi kendime söylüyorum oradaki eksiklerden birinin ''ben'' olduğumu. kendime göre eksik tabi. '' düzenim orda, okulum orda, arkadaşlarım orda, evim orda, yatağım orda, özgürlük orda, sen ordasın '' da olabilirdi mesela o. olmaz ki. işte o öyle olmayınca ben sinirlenirim, sonra sinirli bir insan olurum. ama bunu hiç istemem.

*
- şimdi biz iki gün hiç konuşmadık ya, hiç eksiklik hissettin mi? ne biliyim.. sen ablasını bile özlememiş (özlemiş ama çok özlememiş) bir insan olarak konuşmak istediğin oldu mu hiç? öyle.
- ben bu soruya cevap vermemeyi tercih ediyorum.
- ben demiştim.
- doğruyu söyleyecek kadar cesur değilim. ya da evet dürüst olayım evet hissettim ama hissetmemem lazım.
.
.
.
- eksiklik hissetmek ayrı bir şey.
.
.
.
- bir şey daha soriyim mi, lüffen?
- sor bakalım.
- mesela sen gidiyorum ben dediğinde bende bir buruklukumsu oluyor, yani değişik bir şey. hiç hissetmemişsen anlatamayacağım türden bir şey. ben gidiyorum dediğimde sende de oluyor mu o? msne gelip beni göremediğinde mesela? ben bunu daha budaklandırırdım da neyse.
- tehlikeli sularda yüzüyorsun. her soru cevabı içinde gizler, bu kadarı yeterli. git yat hadi.
- benim sorumda cevap yoktu ama.
- var.
- yok.
- gayet de var. sen de biliyorsun.
- gayet de yok. bilmiyorum. bilmediğim için soruyorum. güvendiğim için.. ''cevapsız soruların boynumda kolların al senin olsun!'' dedi demin kadın gene. evet.
- cevap sorunun içinde ama benim dillendirmem hiç etik değil. zaten garip olan ilişki daha da garip olur. ''neyse''. yani o sorunun cevabı evet aynen senin yaşadıklarını yaşıyorum ama ne anlamı var ki?
- çok anlamı var...

14 kasım 2008'di, benim ankara'ya gelme hayallerimin akrabalarca ve başka nedenlerle ''su''ya düşüşünün birinci ayı, senin doğumunun yirminci yılı birinci ayı birinci günüydü. bütün bunların dışında bizim ilk kez telefonla konuşmamız gibi de bir anlamı vardı o günün. bana 14 sayısının ''biz''im için özel olup olmadığını düşündürmeye başladı sonradan bu tarih, çünkü '' ne hakkında ve ne kaldı ki?'' sorularını da içinde barındıran o ilk konuşma saat 17.14'te başlayıp 2 dakika 14 saniye sürmüştü. benim yanımda hazal yoktu. senin yanında, yer yatağında, ''deniz'' vardı. sen o gün bana ''konuşacak ne kaldı ki?'' demiştin. bak, konuşacak ne çok şey varmış.. ben iki insanın konuşacak bir şeyinin kalmadığına inanmadım hiçbir zaman. insanız biz. yaşıyoruz. ayrı hayatlar yaşıyoruz hem de. o yüzden birbirimize anlatacak daha çok şeyimiz var, olmalı. belki tehlikeli ''su''larda yüzüyorum ama saçmaladığımız zamanların bile bir ton anlamı var. her şeyin birsürü anlamı var. hele bu konuşmaların. ''sonunda boğulmak da olsa, benim o sularda yüzmem gerek''

ece temelkuran özgür mumcu'yla olan evliliğini anlatırken '' bütün gün siyaset konuşmak aşk sayılır mı bilmiyorum.. tuhaftı, her şey bir garipti. '' demişti. 11 eylüldü, 22.53'tü saat. sana ''resmi'' olarak attığım son mesaj ''12 eylül'ümüz kutlu olsun'' du. saatlerin ve tarihlerin de benim için çok anlamı var. doktor ''karaciğer rahatsızlığı bunama yapar, unutkanlık var mı?'' diye sorduğunda ''yok'' dedim. allah kahretsin ki yok, diyecek gibi oldum sonra bütün bunları hiç unutmak istemediğimi anladım. iyi ki dedim. tuhaftı her şey. bi garip. hala öyle.. sana hala ''garip olan ilişkiyi daha da garipleştirmeyelim'' dedirtecek kadar garip.

sanki bir şeyler eksik hayatım(ız)da.. eksik bir şey var. anlamlı ve kocaman. şehirlerarası otobüste tek kişilik cam kenarı gidiş-dönüş bileti gibi. içimden gidişi olsun da dönüşü olmasın'ı geçirten. sen bundan sadece bir ay sonra başka şekillerle o boşluğu doldurmaya devam edeceksin. düzenine, odana, arkadaşlarına, okuluna, yatağına ve o'na kavuşacaksın. bana da ''rahibe hayatı mı yaşayacaksın, bul birini, mutlu ol, kan grubu negatif olsun, senden çok iyi anne olur'' gibi birsürü şey diyeceksin. bunları gerçekten içinden gelerek söyleyeceksin. yiğit hazal'ın telefon sapıklarını arayıp onları bir daha aramamaya ikna ederken, sen benim sapıklarımı sadece dinleyeceksin. artık ersan ilyasova'yı kıskanan o adam olmayacaksın. beni kendi ellerinle teslim edeceksin başkalarına, zerre kıskanmayacak ve rahatsız olmayacaksın bunları yaparken. ben konuları yine ''neyse''yle geçiştireceğim. ondan sonra da bir sene daha konuşmayacağız. belki arada ''mucize''vi şekilde msn'de karşılaşırsak.. onda da sen bir ödev,proje ya da dayına mail atmak için girmiş olacağın için konuşamayacağız. kontörlerini harcaman gereken daha başka insanlar olduğu için telefon olayımız da olmayacak. zaten ''ses''ini duyamıyorum.. ankara'ya gelişlerimde beni görmeyi de reddedeceksin. ''biricik kankan'' -kanka evet- gelse gideceksin mesela. arada belki merak ve endişe dolu ''senin bi karaciğer vardı noldu ona, yaşıyor musun hala?'' mesajı atacaksın. belki onu bile yapmayacaksın. işte hepsi bu senden kalan. benim aldırmak istediğim ve asla doğurmayacağım o içimdeki çocuk '' terliklerimle gelsem sana sonunda aşkı bulmuş gibi '' diye seksek oynayacak. sen benim adımı aratacaksın yine arama sayfalarında. sene sonunda konuştuğumuzda öyle diyeceksin en azından. --belki yine gözünden bir şeyler kaçacak çünkü eğer söylediğin gibi önceleri aratsaydın adımı, ahmet buhan'dan kalma adımı, bu bloğu bulabilirdin. -- ben bu sefer peşine adam takmadan, ''nasıl olsa hiçbir şey değişmiyor'' diye mektup yazmadan, vega dinleyemeden, büyük olasılıkla yasemin mori de dinleyemeden fransızca konuşmaya çalışmaya devam edeceğim. sen benden habersiz yaşamaya devam edeceksin. hayatım(ız)da bir şeyler eksik olacak.. eksik bir şey. anlamlı ve kocaman. şehirlerası otobüste tek kişilik cam kenarı gidiş bileti gibi.

*
- benim içimden geçen senin içinden de geçer mi?

*
yaşar büyükanıt'ın spor yazarı olduğu ülkede ece temelkuran olurum lan ben!

*
evden dışarı çıkmak istemiyorum.. bir odada, her şeyi her yere koyabileceğim bir odada, tek başıma bir süre o odadan dışarı hiç çıkmadan yaşamak istiyorum..

*
'' yaşadığımdan emin değilim. gittiğinden eminim ama bak, seni özlediğimden eminim. yirmi beş yaşında bir hayal kırıklığı olduğumdan hiç şüphem yok mesela. beceriksizliğimden, yalnızlığımdan, bu şehri sevmediğimden, düzensizliğimden, yorgunluğumdan, huysuzluğumdan, baltalarınızdan birine sap olmamışlığımdan hatta olamayacak olmamdan, kırgınlığımdan, bir gün bana ayrılan sürenin sonuna geleceğimden her tavşan kesildiğimde dünyanın dağ olma vaziyetinden filan eminim. örnekleri çoğaltabilirim. örnekleri çoğaltabileceğimden eminim. birileri namusum üzerine yemin edecek, ölür müydün sanki sevsen beni. günlerdir doğru dürüst uyuyamıyorum. ellerim parçalanıyor ne zaman yazmayı denesem. ağzım artık daha bozuk. her tarafta pis bir koku; nefes alamıyorum. çok bekledim seni. her halimle, her yerimle bekledim. yetkiler verdim kendime; tuttum seni affettim. aramanı bile bekledim bazen. ağır küfürlerle örtbas ettim sonra aramayışlarını. bunca zaman aramayışlarını biriktirdim. seni bekledim ben çünkü seni bekledim. içtim..içtim..içtim... kustum. en çok giderken bıraktığın kelimeleri kustum. sanat filan dedi bazısı o kelimelere bazısı bunlardan bi bok olmaz dedi. senin önemsediğin kadar önemsemedim ben o kelimeleri, senin danışma gruplarının önemsediği kadar önemsemedim. kustum..kustum..kustum. içtim. ellerimle yaptığım cam evim kırılacak, ölür müydün sanki sevsen beni. içimden geç içimi sil artık özlemek istemiyorum. neye el atsam piç ediyorum. yine de fiyakalı durumlar peşindeyim hep. en sert içkileri kaçırıyorum soluk boruma bilerek. her yıl ilkokula başlıyorum. her gün yeni bir krallık kurup öldürüyorum kralını gece yarısına doğru. uzatmaya gerek yok; sen olmayınca yapamıyorum. yokluğun gümüş tepside intihar sunacak, ölür müydün sanki sevsen beni. ''

6. cadde halini özlemle andığım ''şair'' adam emre aydın..

*
serap yazıcı gibi bir anayasacı olmayacağım.

*
- all i care about is you, that's the truth.. tell me where it hurts!

*
ergenekon iddianamesi uzunluğundaki mektup'tan..

''... S. vardı. lisede okulun en güzel kızına, hayatında ilk kez, aşık olmuştu. kız da ona aşık oldu. uzun süre sevgili oldular birbirlerine. hiçbir zaman senin gibi bir ideolojiye sahip olmadı o, senin kadar da şey çok şey bilmiyordu. ama her şeyle ilgili bir bilgisi ve fikri vardı. sohbeti de tadından yenmezdi. ilişkisi ilgisizlikten bitmişti, öss'den yeni çıkmışlardı ve biz tanıştık. bir yaraya kabuk olmak da o'nunla başladı. sanki yarasına yarabandı olmak zorundaymışım gibi ilgilendim o'nunla. saatlerce.. ben o'nunla konuştuğum ilk andan bu yana -ve değişmemişse değişmemişsem hala- o'nun benim ruhikizim olduğunu düşünüyor(d)um. sonra bir gece 01.28'te virgülüne kadar aynı olan bir mesaj gönderdik birbirimize, o bana ''sen benim adana şubemsin'' dedi ben de o'na ''ruh ikizim''. 10 ay boyunca o ağladı ben avuttum.. hastalandı, bir çorba yapamadım. her saniye hissettim 939 kilometreyi. ben bana artık beni sevdiğini söyler diye bekliyorken, o bana doğumgünümde '' herkes birisi kendisiyle ilgilensin, sevsin sevilsin ister, sen bunu fazlasıyla yaptın. aramızdaki şey her ne ise çok güzeldi ama ben sıkıldım. hayatımda tanıdığım en harika insansın ama ben sıkıldım.. '' dedi. düşünebiliyor musun? ne demek olduğunu anlayabiliyor musun? herkesin beni bir bir terk ettiği bir dönemde ben o ''da'' gitmesin diye o'na vantuz gibi yapışmışken o'nun ''sıkıldım'' diyip gitmesi hem de doğumgünümde beni nasıl yaptı biliyor musun? bilmezsin. bilemezsin. çünkü benim hayatımdaki en ütopik şey olan ''koşulsuz sevilmek'' senin için normal bir şey. çünkü sen kimi sevsen o da seni sevdi. hatta öyle kadınlar oldu ki sen onları sevmesen de onlar seni sevdi.. birinin sana kim olursa olsun gelip ''senden sıkıldım'' demesi insanı depresyona sokuyor. ben seni tanıyana kadar kimseyle böyle olmadım. nasıl olsa sıkarım diye düşündüğüm için kimseye kendimi böyle anlatmadım. böyle açmadım içimi. anladın mı? gerçek diyip duruyorsun ya, işte gerçek bu. suratını görmediğin, sesini duymadığın, elini tutmadığın bir adama kendini mal mal anlatman ve o'nun da sana kendisini böyle anlatmasını beklemen. gerçek bu. S.'den beri ve hatta o'nunla birlikte, ben kimseyi böyle sahiplenmedim.. kimse için böyle uğraşmadım. kimse için ''hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar'' demedim hiçbir şeyi bu kadar çok istemezken. bu adam tanıdığım kimseye benzemezken, ruh ikizim olmaktan farsah farsah uzakken.. bana kimse kolay olacağını söylememişti, ama bu kadar zor olacağını da ben tahmin etmemiştim. ''

*
- ben mezeleri yaparım, sen rakıları koy.