kadıköy'deki alkım kitap evi henüz ikinci evimiz olmuştu.
orada bulunan kahve dünyası kitaplar kadar etkiliydi oraya ''ev'' demek için. malum gurbetten gelen çocuklar, gençler, orta yaşlılar ve olgunlar için sıla özlemi hiç olmadık bi anda bile depreşebilir. bir yerden bir yere göçebe gibi durmadan taşınmak, bir insanın bazen bir yere ait olmadığı hissine kapılmasına yol açabilir. o yüzdendir ki, gurbette ''kendine ait bir oda'' bulmak mühimdir.
benim için kitap, okumak, araştırma yapmak, karşılaştırma yapmak hayli önemli bir konu olduğundan alkım'ın bu imkanları gül destesiyle sunması daha ilk günden takdiri hak eden bir durumdu biz ve bizim gibi bu işe gönüllü insanlar için.
büyük ile küçük valiz arası boyutlardaki bir valizin körüğünü açmak zorunda bırakacak okuması gereken kitabı olan biri içinse bazen zorluk yaratabiliyor. öyle ki oda arkadaşları ''kitap alımını yasaklayan ambargo''lar bile koyabiliyor amerika'nın küba ambargosunu halt ettirecek.
bir a4'ü arkalı önlü dolduracak kadar kitabı listeleyip her daim yanında taşıyan insanlar için de çok ideal bir yer değildir alkım. çünkü her seferinde o lsitedekileri bulma ümidiyle gider onları hiç sormadan elinde yeni kitaplarla çıkarsın oradan. tehlikeli.
ama bu sefer bu ambargoyu delici bir şey yaptı bu deli dönül. listesinde yer almayan bir kitap daha aldı. kahve dünyası'na geçti ve 340 sayfayı 2 saatte bitirdi.
ekşi öyküler, her ekşi sözlük okuyucusunun değil tüm okuyucuların, öyküseverlerin okuması gereken bir kitap. hem yazarları biraz daha iyi tanımak, hem başucu kitabı yapmak, hem yeni bir şeyler öğrenmek, hem de onların da sıradan insan olduğunu sadece bu sıradanlığı kutsal bir şekilde aktarabilme yetenekleri olduğunu anlamak için..
sözlüğün en iyi yazarlarından olduğunu düşündüğüm loststone, terelelli temcik, rrr, atlantis ve siyah martı'nın yazılarının kitapta olması zaten yeteri kadar cezbedici. ancak bu isimlerin sözlükteki becerilerini kitaba aktarmış ve okuyucuyu yanıltmamış olmaları daha bir keyifli.
özellikle atlantis'in beni sevdin isimli öyküsü. sadece o öyküyü okuyabilmek için helalinden 20 kağıt çıkar. öyküyü okurken içten gelen ''lan atlantis erkek miydi? kadın değil miydi? ya bi dakkaa..'' sesleri dikkat dağıtıcı olabiliyor biraz ama atlantis müthiş kalemini öyle kullanmış ki her okuyuşta başka taraflar yakalıyorsun ve dikkatin hiç dağılmıyor. aksine gün içinde normal yaşamı dağıtıcı etkiler bırakıyor üstünde.
sevdicek kişisinin sevme ve sevmeme ya da sevmemiş gibi yapma durumlarını o kadar güzel anlatmış ki..
terelelli temcik ve loststone'u yazar olarak daha çok beğenmeme rağmen sözlükte, bu kitapta açık ara en iyi öykü onundur der hakkını teslim ederim..
ellerine sağlık emeği geçen herkesin. bilhassa o duyguları yaşayıp, onları bu şekilde kaleme aktarma konusunda cesur davranan -acıylayüzleşmek- atlantis'in. ben o öyküyle kendi kıtamda kayboldum.
ekşi öyküler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekşi öyküler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Mart 2008 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)