eğer bir insanın hayatınızda var olması için gereken tek şey kelimeler ise, siz bu kelimeleri allayıp pullayıp naftalinlere sarıp sarmalayıp kutsal kitabınız gibi başınızın üstüne koyduysanız ve bir gün birilerinin kendi gibi o kelimeleri de alıp gittiğini görmek -bu sözcükteki bazı harflerin yeri değişince ortaya çıkan sözcük gibi- zorunda kaldıysanız işte o zaman o'ndan kalan yığınla mesajı, arşivi, yazıyı tek bir tuşla silmek de özel hayattan insan silmek kadar kolay hale gelebilir.
bu blog artık sadece yarınını bile göremediği halde otuz yıl sonrası için birbirine söz veren iki ''yabancı''nın hatırasına hürmeten kalacak.
an itibariyle bu blog da pekçok sayfa gibi kapanmıştır.
ilgilisine: açılmış ve açılması kuvvetle muhtemel diğer bloglar için mail atınız. bayinizden ısrarla isteyiniz. yayında ve yapımda emeği geçenlere teşekkürler. -büyüyorum sizinle miydi?-
bir veda havası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir veda havası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Eylül 2008 Çarşamba
30 Temmuz 2008 Çarşamba
bi yanı bana kalmış.. gözleri yine açık, açıkça acı getirdiler..
yine geri sar, yine sarhoş
yine benden uzak kalmış!
beni terk etmedi, beni bırakıp gitmedi!
yine benden uzak kalmış!
beni terk etmedi, beni bırakıp gitmedi!
yayında ve yapımda emeği geçenler
beni sevdin,
bir veda havası,
ödünç aldığım tüm erkeklere
1 Temmuz 2008 Salı
öyle bir .. ki
dün çok başka hissediyordum, bugün çok başka.
bir orta ve bir büyük boy valize sığamadım. odayı görsen ama popo kadar. gelecek sene her şeyi küçülteceğim diyorum ama yalan. şöyle bir baktım, orta boy valiz zaten tamamen kitap. hayır dinine yandığımın kitapları da o tuğla ebatındaki hukuk kitapları değil. bildiğin okumak için alınmış eserler. kafama estikçe aldığım eserler. anneme ve babama aldığım hediyeler, hazal'ın burada unuttuğu eşyalar, köpeğim mumcule hepsi o orta boy valizde. büyük boyda kıyafetlerim var. başka şeyler de var, ama hatırlamıyorum. bir de kocaman el çantam var. haa bir de hayvani ebatlarda bir koli. işte o kolinin içinde onbirkaç tane okunmalık kitap ve bel fıtığı başlangıcı teşkil ettirecek hukuk kitapları var. el çantasının içinde annemin sanki savaşa gidiyormuşum gibi doldurduğu ve benim içinden 2-3 tanesini ancak kullandığım ecza dolabı ve -öhüüüm- makyaj malzemeleri, tokalar, kremler, lens solüsyonları, bileklikler ve küpeler mevcut.
seneye bunların hiçbirini getirmeyeceğim desem de yerleştirirken anladım ki, bunların hepiciğini kullanmışım ben. o kadar okumuş, süslenmiş, takmış takıştırmış, giymiş giydirmiş, sarılıp yatmışım. çok tebrik ediyorum kendimi gerçekten. zira buraya gelmeden önce gerçekleştirdiğim bu eylemlerin hiçbirini bu sıklıkta yerine getirmezdim. ben ve saçını başını tarayıp gözünü boyayıp okula gitmek.. peh. gülerler. yani sor benim herhangi bir lise arkadaşıma bunu, sana güler. işte azizim, insan ne oldum demeyecek, ne olacağım diyecek. ben bunu hep derdim kendime. klasiktir zaten. ''gelecek yıl bu zamanlar nerede, kiminle, ne yapıyor olacağım acaba?'' tipik ergen cümlesi. ergenlikle de sınırlamayalım, tipik insan cümlesi. yaşadıkça o soru ''vay be, geçen sene bunları soruyordum kendime''ye döner.
düşünüyorum birkaç gündür -evet, böyle bir yeteneğim var.- son bir senede hayatımda ne değişmiş diye. pek bir şey bulamıyor gibi oluyorum önce. sonra kızıyorum kendime. tamam şükretmiyorsun ama bari arada kıymet bil. sezen aksu'nun yeni albümündeki gibi ''vefa'' bir semt ismi olarak kalmasın. vefa demişken, ben liseye geçtiğimde zerre kadar umrumda değildi ilkokul ve ortaokul arkadaşlarım. hala da hiçbiriyle görüşmem. görüşmek istemem. görüştürmeye çalışanı sevmem. ama lise arkadaşları.. tuhaf. ben ki biri aramadıkça aramam -yani öyle sanırdım- şimdi herkesleri arar oldum. en çok sevindiğim şey bu sene adına, ''üniversiteye gidince unutursun, bir daha görüşmezsiniz'' diyen insanları haksız çıkartmış olmak. tamam, evet, istanbul'da olanlarla bile yüzyüze üç bilemedin dört kez görüştük ama yine de bağlar hiç kopmadı.
onun dışında hiçbir zaman kendini ''istanbul'a ait'' hissedememiş bir insan olarak, içimde hala ''ankara olsa böyle olur muydu?'' düşüncesi yok değil. ankara benim için hala dünya'nın en özel yeri. ((küba sen alınma canım)) kendimi hiçbir şehirde ankara'da hissettiğim kadar rahat ve huzurlu hissedemiyorum. aitlik kavramıyla ilgili her daim sorunları olan ben, kendimi oraya ait hissediyorum. ve biliyorum, ''ankara'da deniz yok'' muhabbeti -ki ben böyle demeyi adet haline getirmiş bir insanla muhabbet etmem, o monolog olarak kalmaya mahkumdur.- çok sıktı. yine de içinde deniz olan bir şehirden geçtiğim için mutluyum. kafamı çevirdiğim yerde bir karton arasında bile denizi görebilmek bir parça huzur yaşatabiliyor insana.
adana'da bulamadığım pekçok dergiyi, kültür sanat etkinliğini, -öhüm öhüm- eylemleri burada buldum. dibimde bir tiyatro olmasına rağmen o tiyatroya sadece bir kez gitmiş olmak benim ayıbım. ama sinemaya gittim. bir ara bütün dergileri aldım. operaya filan gitmedim ama neredeyse açılan bütün sergilere gittim. adana'da olduğum zamanlar haricinde, eğer ders ve sınav saatleriyle çakışmamışsa ve hakikaten desteklenecek bir durumdaysa bütün mitinglere katıldım. orada bir sürü insanla tanıştım. bütün partilerin içine girdim, hepsini yakından tanıdım ve hepsinden uzaklaştım. arada bir tane kuruma güvendim, o da bok etti zaten. ((keg))
yeniden yazmaya başladım. cin ali'yi bile yamuk çizen bir insan olarak resim sevdamı duvara astım. yemek pişirdim. çamaşır yıkadım. temizlik yaptım. çamaşırları ütüledim. konuştum. televizyona çıktım. tebrik ve tehdit aldım. özledim. özlendim. bekledim. sabretmeye çalıştım. sokakta ağladım. yolun ortasında bağıra bağıra şarkı söyledim. kendi kendime yetebilmeyi öğrendim. tek başıma dışarı çıktım. insanlara güvendim. yeni insanlar tanıdım, utandım, iğrendim, uzaklaştım. tekila'nın tadına baktım. biradan nefret ettim. mojito'ya o kadar para vermedim. dinlediğim ve görmek için can attığım grupları izledim. yeni yeni gruplar ve şarkıcılar dinledim. mektup yazdım. hayal kurdum. oje sürmenin ve göz makyajı yapmanın inceliklerini kavradım. kütüphanede sabahladım. it gibi ders çalıştım. yüksek ortalama için kastım. anayasa kürsüsüne takıldım. otobüslerde süründüm. yürümeye başladım. vapura bindim. ''fransız sokağı değil cezayir sokağı! bye bye değil hoşça kal! bayan diye bir sözcük yoktur, kadın ve hanım vardır! öss sınavı popomu yesin! resim değil fotoğraf!'' demeyi öğrettim. telefonda sıkılmadan ve mümkünse utanmadan konuşmaya alıştım. film arşivi edindim. kütüphane oluşturdum. ingilizcemi ilerlettim. saçımı yine boyamadım. saçımı belime kadar uzattım. değişik takılar yaptırdım. dost edindim. düşman kazandım. birkaç aksaklık dışında ''annesinin kızı'' oldum.
yani ben fark etmesem de, dolu dolu bir yıl geçirdim. başlarda çok ağladım, özledim, bekledim, hayal kurdum, inandım ama değiştiremedim. sonra kabullendim, alıştım ve değiştim. üniversite hayatımın ilk senesini böylece bitirdim. vizeler zaten yüksekti, finaller de iyi geçti. ((kahrolası medeni hukuk hariç. özel hukuk işte!)) artık belkim ortalama yükseltmek için gelirim bütünlemelere. -umarım geçmek için gelmeye gerek kalmaz- şimdi hazırlanıyorum. iyi bir yaz tatili geçirmek için hazırlıyorum bir yandan da bünyemi. gider gitmez fransızca kursuna başlayacağım. en büyük eğlencem ve heyecanım. bir de bu deli gönül bir kitapçıda çalışmak ister ama mukadderat orası. bu yaz okuyacağım kitapların haddi hesabı yok. ama kararlıyım, listesini çıkarttığım her şeyi yapacağım. bir de bilmemkaç sene aradan sonra denize uzaktan bakmayı bırakacağım. bütünleşmek varken..
kendimi bir tuhaf hissediyorum. ağlama isteğim had safhada. bir yandan da deli gibi seviniyorum. uzaaktan bir şarkı çalıyor kulaklarımda ;
''Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe ''
öyle işte. oldu o zaman. görüşürüz sonra. hoşça kal.
bir orta ve bir büyük boy valize sığamadım. odayı görsen ama popo kadar. gelecek sene her şeyi küçülteceğim diyorum ama yalan. şöyle bir baktım, orta boy valiz zaten tamamen kitap. hayır dinine yandığımın kitapları da o tuğla ebatındaki hukuk kitapları değil. bildiğin okumak için alınmış eserler. kafama estikçe aldığım eserler. anneme ve babama aldığım hediyeler, hazal'ın burada unuttuğu eşyalar, köpeğim mumcule hepsi o orta boy valizde. büyük boyda kıyafetlerim var. başka şeyler de var, ama hatırlamıyorum. bir de kocaman el çantam var. haa bir de hayvani ebatlarda bir koli. işte o kolinin içinde onbirkaç tane okunmalık kitap ve bel fıtığı başlangıcı teşkil ettirecek hukuk kitapları var. el çantasının içinde annemin sanki savaşa gidiyormuşum gibi doldurduğu ve benim içinden 2-3 tanesini ancak kullandığım ecza dolabı ve -öhüüüm- makyaj malzemeleri, tokalar, kremler, lens solüsyonları, bileklikler ve küpeler mevcut.
seneye bunların hiçbirini getirmeyeceğim desem de yerleştirirken anladım ki, bunların hepiciğini kullanmışım ben. o kadar okumuş, süslenmiş, takmış takıştırmış, giymiş giydirmiş, sarılıp yatmışım. çok tebrik ediyorum kendimi gerçekten. zira buraya gelmeden önce gerçekleştirdiğim bu eylemlerin hiçbirini bu sıklıkta yerine getirmezdim. ben ve saçını başını tarayıp gözünü boyayıp okula gitmek.. peh. gülerler. yani sor benim herhangi bir lise arkadaşıma bunu, sana güler. işte azizim, insan ne oldum demeyecek, ne olacağım diyecek. ben bunu hep derdim kendime. klasiktir zaten. ''gelecek yıl bu zamanlar nerede, kiminle, ne yapıyor olacağım acaba?'' tipik ergen cümlesi. ergenlikle de sınırlamayalım, tipik insan cümlesi. yaşadıkça o soru ''vay be, geçen sene bunları soruyordum kendime''ye döner.
düşünüyorum birkaç gündür -evet, böyle bir yeteneğim var.- son bir senede hayatımda ne değişmiş diye. pek bir şey bulamıyor gibi oluyorum önce. sonra kızıyorum kendime. tamam şükretmiyorsun ama bari arada kıymet bil. sezen aksu'nun yeni albümündeki gibi ''vefa'' bir semt ismi olarak kalmasın. vefa demişken, ben liseye geçtiğimde zerre kadar umrumda değildi ilkokul ve ortaokul arkadaşlarım. hala da hiçbiriyle görüşmem. görüşmek istemem. görüştürmeye çalışanı sevmem. ama lise arkadaşları.. tuhaf. ben ki biri aramadıkça aramam -yani öyle sanırdım- şimdi herkesleri arar oldum. en çok sevindiğim şey bu sene adına, ''üniversiteye gidince unutursun, bir daha görüşmezsiniz'' diyen insanları haksız çıkartmış olmak. tamam, evet, istanbul'da olanlarla bile yüzyüze üç bilemedin dört kez görüştük ama yine de bağlar hiç kopmadı.
onun dışında hiçbir zaman kendini ''istanbul'a ait'' hissedememiş bir insan olarak, içimde hala ''ankara olsa böyle olur muydu?'' düşüncesi yok değil. ankara benim için hala dünya'nın en özel yeri. ((küba sen alınma canım)) kendimi hiçbir şehirde ankara'da hissettiğim kadar rahat ve huzurlu hissedemiyorum. aitlik kavramıyla ilgili her daim sorunları olan ben, kendimi oraya ait hissediyorum. ve biliyorum, ''ankara'da deniz yok'' muhabbeti -ki ben böyle demeyi adet haline getirmiş bir insanla muhabbet etmem, o monolog olarak kalmaya mahkumdur.- çok sıktı. yine de içinde deniz olan bir şehirden geçtiğim için mutluyum. kafamı çevirdiğim yerde bir karton arasında bile denizi görebilmek bir parça huzur yaşatabiliyor insana.
adana'da bulamadığım pekçok dergiyi, kültür sanat etkinliğini, -öhüm öhüm- eylemleri burada buldum. dibimde bir tiyatro olmasına rağmen o tiyatroya sadece bir kez gitmiş olmak benim ayıbım. ama sinemaya gittim. bir ara bütün dergileri aldım. operaya filan gitmedim ama neredeyse açılan bütün sergilere gittim. adana'da olduğum zamanlar haricinde, eğer ders ve sınav saatleriyle çakışmamışsa ve hakikaten desteklenecek bir durumdaysa bütün mitinglere katıldım. orada bir sürü insanla tanıştım. bütün partilerin içine girdim, hepsini yakından tanıdım ve hepsinden uzaklaştım. arada bir tane kuruma güvendim, o da bok etti zaten. ((keg))
yeniden yazmaya başladım. cin ali'yi bile yamuk çizen bir insan olarak resim sevdamı duvara astım. yemek pişirdim. çamaşır yıkadım. temizlik yaptım. çamaşırları ütüledim. konuştum. televizyona çıktım. tebrik ve tehdit aldım. özledim. özlendim. bekledim. sabretmeye çalıştım. sokakta ağladım. yolun ortasında bağıra bağıra şarkı söyledim. kendi kendime yetebilmeyi öğrendim. tek başıma dışarı çıktım. insanlara güvendim. yeni insanlar tanıdım, utandım, iğrendim, uzaklaştım. tekila'nın tadına baktım. biradan nefret ettim. mojito'ya o kadar para vermedim. dinlediğim ve görmek için can attığım grupları izledim. yeni yeni gruplar ve şarkıcılar dinledim. mektup yazdım. hayal kurdum. oje sürmenin ve göz makyajı yapmanın inceliklerini kavradım. kütüphanede sabahladım. it gibi ders çalıştım. yüksek ortalama için kastım. anayasa kürsüsüne takıldım. otobüslerde süründüm. yürümeye başladım. vapura bindim. ''fransız sokağı değil cezayir sokağı! bye bye değil hoşça kal! bayan diye bir sözcük yoktur, kadın ve hanım vardır! öss sınavı popomu yesin! resim değil fotoğraf!'' demeyi öğrettim. telefonda sıkılmadan ve mümkünse utanmadan konuşmaya alıştım. film arşivi edindim. kütüphane oluşturdum. ingilizcemi ilerlettim. saçımı yine boyamadım. saçımı belime kadar uzattım. değişik takılar yaptırdım. dost edindim. düşman kazandım. birkaç aksaklık dışında ''annesinin kızı'' oldum.
yani ben fark etmesem de, dolu dolu bir yıl geçirdim. başlarda çok ağladım, özledim, bekledim, hayal kurdum, inandım ama değiştiremedim. sonra kabullendim, alıştım ve değiştim. üniversite hayatımın ilk senesini böylece bitirdim. vizeler zaten yüksekti, finaller de iyi geçti. ((kahrolası medeni hukuk hariç. özel hukuk işte!)) artık belkim ortalama yükseltmek için gelirim bütünlemelere. -umarım geçmek için gelmeye gerek kalmaz- şimdi hazırlanıyorum. iyi bir yaz tatili geçirmek için hazırlıyorum bir yandan da bünyemi. gider gitmez fransızca kursuna başlayacağım. en büyük eğlencem ve heyecanım. bir de bu deli gönül bir kitapçıda çalışmak ister ama mukadderat orası. bu yaz okuyacağım kitapların haddi hesabı yok. ama kararlıyım, listesini çıkarttığım her şeyi yapacağım. bir de bilmemkaç sene aradan sonra denize uzaktan bakmayı bırakacağım. bütünleşmek varken..
kendimi bir tuhaf hissediyorum. ağlama isteğim had safhada. bir yandan da deli gibi seviniyorum. uzaaktan bir şarkı çalıyor kulaklarımda ;
''Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe ''
öyle işte. oldu o zaman. görüşürüz sonra. hoşça kal.
yayında ve yapımda emeği geçenler
bir veda havası,
fransızca,
yenilmesen hiç büyümezdin
23 Haziran 2008 Pazartesi
evening..
- üç çocuğumuz var!
- benim 2! ikisi de kız!
- evet, biliyorum. aşağıda gördüm. çok güzeller.
- harris'le hala gözüküyor musun?
- bazen. noel'de kart atıyor.
- bana mektup yazdı. çok şansımız olur sanıyordum.
- birkaç tane oldu.
- beni kimse o'nun kadar..
(...)
- sen mutlu oldun mu?
- zaman zaman. zaman zaman da çok mutsuz oldum tabi.
- o kadar mı?
- benim asla senin kadar beklentim olmadı.
- benim her zaman çok oldu. büyük hayallerim vardı.
- büyük bir hayat yaşadın.
- iki kötü evlilik.. ve, asla iyi bir şarkıcı olamadım.
- düğünümde söylemiştin. tanrım, olağanüstüydün. sen, çok güzel bir kadındın. orada sahnede çok cesurdun, güçlü ve umut doluydun.
- hiçbir şey değildi.
- benim için çok önemliydi. o günü düşünüyorum da hala..
***
- kendimi harika hissediyorum. hiç hasta gibi değilim. benim için bir şey yapar mısın?
- ne istersen.
- mutlu olmaya çalışır mısın?
- çok şey istedin anne.
- sürekli korkarak yaşamayı bırakır mısın? hata diye bir şey yoktur. yenilirsin, ama yine de şarkı söylersin.
***
- bir bebeğimiz olacak!
- tanrım, şaka mı bu?!
- gerçekten ödümü patlatıyor.
- korkma, harika olacak.
- evet, biliyorum. ama zaman zaman çok yorgun olacağım. sinirli olacağım ve hayatımı mahvettiğimi düşüneceğim.
- yanında olacağım.
- olacaksın diğ mi? kafam karıştığında, tuhaf ve kötü hissettiğimde davrandığımda da olacaksın diğ mi?
- evet, elimden geleni yapacağım.
- ben de öyle.
***
- harris!
- ah!
- merhaba.
- nasılsın?
- ben.. iyiyim. iyi.
- buna inanamıyorum!
- ben losangeles'a taşınıyorum.
- biz de taşınıyoruz. yalnızca karımın kardeşini görmek için haftasonu geldik.
- ah, oğlun mu?
- evet. buddy. 3 yaşında.
- harris!
- seni tanıştırayım.
- hayır hayır. benim uçağı yakalamam gerek.
- aa. harika görünüyorsun.
- sen de öyle. benim de bir kızım var.
- mükemmel. hala şarkı söylüyor musun?
- şu anda söylemiyorum.
- neden bıraktın?
- evlendim. sonra da bebeğim oldu. bir şey, başka bir şeyi izledi.
- sana bir şey söylemem gerek. hala hangi yıldızın bizim olduğunu biliyorum.
- (..) evet, losangeles'a gelirsen ara beni.
- evet, sen de.
- benim 2! ikisi de kız!
- evet, biliyorum. aşağıda gördüm. çok güzeller.
- harris'le hala gözüküyor musun?
- bazen. noel'de kart atıyor.
- bana mektup yazdı. çok şansımız olur sanıyordum.
- birkaç tane oldu.
- beni kimse o'nun kadar..
(...)
- sen mutlu oldun mu?
- zaman zaman. zaman zaman da çok mutsuz oldum tabi.
- o kadar mı?
- benim asla senin kadar beklentim olmadı.
- benim her zaman çok oldu. büyük hayallerim vardı.
- büyük bir hayat yaşadın.
- iki kötü evlilik.. ve, asla iyi bir şarkıcı olamadım.
- düğünümde söylemiştin. tanrım, olağanüstüydün. sen, çok güzel bir kadındın. orada sahnede çok cesurdun, güçlü ve umut doluydun.
- hiçbir şey değildi.
- benim için çok önemliydi. o günü düşünüyorum da hala..
***
- kendimi harika hissediyorum. hiç hasta gibi değilim. benim için bir şey yapar mısın?
- ne istersen.
- mutlu olmaya çalışır mısın?
- çok şey istedin anne.
- sürekli korkarak yaşamayı bırakır mısın? hata diye bir şey yoktur. yenilirsin, ama yine de şarkı söylersin.
***
- bir bebeğimiz olacak!
- tanrım, şaka mı bu?!
- gerçekten ödümü patlatıyor.
- korkma, harika olacak.
- evet, biliyorum. ama zaman zaman çok yorgun olacağım. sinirli olacağım ve hayatımı mahvettiğimi düşüneceğim.
- yanında olacağım.
- olacaksın diğ mi? kafam karıştığında, tuhaf ve kötü hissettiğimde davrandığımda da olacaksın diğ mi?
- evet, elimden geleni yapacağım.
- ben de öyle.
***
- harris!
- ah!
- merhaba.
- nasılsın?
- ben.. iyiyim. iyi.
- buna inanamıyorum!
- ben losangeles'a taşınıyorum.
- biz de taşınıyoruz. yalnızca karımın kardeşini görmek için haftasonu geldik.
- ah, oğlun mu?
- evet. buddy. 3 yaşında.
- harris!
- seni tanıştırayım.
- hayır hayır. benim uçağı yakalamam gerek.
- aa. harika görünüyorsun.
- sen de öyle. benim de bir kızım var.
- mükemmel. hala şarkı söylüyor musun?
- şu anda söylemiyorum.
- neden bıraktın?
- evlendim. sonra da bebeğim oldu. bir şey, başka bir şeyi izledi.
- sana bir şey söylemem gerek. hala hangi yıldızın bizim olduğunu biliyorum.
- (..) evet, losangeles'a gelirsen ara beni.
- evet, sen de.
yayında ve yapımda emeği geçenler
babam ve oğlum,
beni sevdin,
bir veda havası,
bütün kadınların kafası karışıktır,
kaybolursam şarkı söyle,
ödünç aldığım tüm erkeklere,
yenilmesen hiç büyümezdin,
yıldızlar
20 Haziran 2008 Cuma
sigaramın dumanına sarsam, saklasam seni..
yayında ve yapımda emeği geçenler
annemin çeyiz sandığı,
bir veda havası,
devrim,
fideL,
yurttan ve dünyadan haberler
13 Haziran 2008 Cuma
şöyle afilisinden bir veda mektubu yazmak istedim, ama beceremedim saatlerdir.
off. ay yok annem, uzatmanın manası yok. gittim ben.
au revoir.
off. ay yok annem, uzatmanın manası yok. gittim ben.
au revoir.
yayında ve yapımda emeği geçenler
bir veda havası,
fransızca
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











