fişlenmiş şarkılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fişlenmiş şarkılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2008 Pazartesi

oh.ço.

rüyamda bile domates görüyorum, şa-ha-ne. pilates'e başliycam. hodri meydan. '' sözlerin sarmaz bedenimi.. gözlerinse çok uzaklarda.. '' evlerde dantel kullanılmasın artık ya.. çokötü. ben bugün sabah temizlik yaptım. senin gibi pileylistin.. where did you sleep last night'tan sonra '' hatta unut sen dün gece nerdeydin kimle seviştin'' çalınır mı canım? ayıp. ayıbın yolu kayıp. o değil de bi ayda ölen bebek sayısı 42 olmuş. günlerdir yanıyoruz ya. her sene aynı şey. of. sıkılıyorum. sıkılıyorum. bulantım geçmiyor. bu birol namoğlu, gerçek olamayacak kadar mükemmel bir insan. onu da gördüm rüyamda. ''gerçeğin olmadığı, hayallerimiz eriyor..'' şimdi dedim, demin. ''keşke kıskansa'' dedim hasu hanım'a. ah dedim sonra. björk konserini beğenmemiş kimse. ah keşkem masstival'e gidebilseydim. ohh, başbuğ da genelkurmay başkanı olmuş. annemleri hatırlıyorum da büyükanıt geldiğinde ne çok sevinmişlerdi. ilk başta şöyle bikaç kez sesini yükseltmişti, sonra bak noldu.. hayırlı uğurlu olsun canım nato'dan tescilli bi büyüğümüz daha oldu. bence zaten önce allah'a sonra orduya en son da seda sayan'a güvenmeliyiz ayol kız bacım. oh. çoşükür. şu yaprak dökümü necla'sına da ayrıca uyuz oluyorum. sanki küçük kafası varmış gibi bi de saçını kabartmıyor mu gökdelen gibi. peh. aslında süper iş ha. sabah kalk, okula git. yemek ye. kütüphaneye git. ders çalış. ders çalış. ders çalış. orada azıcık uyukla. kütüphaneden çık. yurda git. uyu. uyu. uyu. kalk. otbüse bin. otbüsten in. yemek ye. vapura bin. en güzeli bu işte. karşıya geç. biraz dolan dur. sonra işe git. ilk başlarda alışmakta zorlanırsın ama sonra get used to. akşamdan sabaha kadar sevdiğin şarkıları dinle. bir yandan insanlara içki hazırla. ya da başkasının hazırladığı içkiyi, çerezi, yemeği servis et. biraz dikkatli ol. çokça da hızlı. tabi bu şartlarda yurtta kalınmaz. eve çık. işten eve git. mümkünse güvenli yollar bul bunun için. güvenli diye bir şey yok. kendini korumayı öğren. alış bunlara. para kazan. hem çalış hem oku hem de evin olsun. eve git. uyu. uyu. uyu. sabah kalk okula git. bu böyle geçsin. oha. çok beğendim.

yalnız ölmesem bari..

- hiç gelmeyecek birisini beklemek
- hiç gelmeyecek birisini özlemek

**
bir kadın git diyorsa aslında gitmesin istiyordur. şey gibi. sezen aksu gibi. misal;

madem ki istiyorsun öyleyse durma git beni düşünme rahat ol, yalnız kalabilirim sen de bilirsin hiçbir acı sonsuza dek sürmez hatta her an yeniden sevebilirim
''olmazdı ben de biliyorum haklısın haydi git korkma seninle gerçekten dost olabiliriz'' aslında ben de uzun zamandan beridir sana ayrılmak istediğimi söylemedim haydi git
git git git...me dur ne olursun gitme kal yalan söyledim
doğru değil ayrılığa daha hiç hazır değilim ''aramızda yaşanacak yarım kalan bir şeyler var'' gitme dur daha şimdiden deliler gibi özledim ''ikimiz için de doğru olan böylesi'' git inan bana sandığın kadar üzgün değilim içimde yepyeni bir hayata başlamanın sevinci ve heyecanı var artık git
git git git...me dur ne olursun gitme kal yalan söyledim doğru değil ayrılığa daha hiç hazır değilim aramızda yaşanacak yarım kalan bir şeyler vargitme dur daha şimdiden ''deliler gibi özledim.''

**
bir adım atsan bana doğru, gözgöze gelsek sonra.. noluur noluur noluur.. kendini bana ver. ''ya benimsin ya da ölüsün'' budur tek söylediğim!

**
yutuubu kapatıp beni çemberimde gül oya izlemekten alıkoyan zihni-eti vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum.

**
allaam, midem bulanıyor. yurdanur da böyleydi. ota boka midesi bulanırdı. öf. tabi benim yanımda '' dur tamam, otur hemen. sandalye getireyim ama önce doktoru arayalım, ya da hastaneye gidelim? napiyim? ''diyen bir mehmet yok. haliyle ''öp geçsin'' de diyemiyorum. ve midem bulanmaya devam ediyor.

mehmet'i dinle sen.. nefes al, ver.

**
- of. git yat ya sen. gidip yatsana sen.

bence de.. tehlikeli oluyorum. en azından midem.

23 Temmuz 2008 Çarşamba

konuşmak: 1 / yapmak: 0

'' şimdi biz bu iletişim araçlarıyla dünya'nın öbür ucunu görebiliyoruz.. her şey hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz.. her şeye ulaşabiliyoruz.. bundan daha büyük bir güç olabilir mi? '' - cnn türk eğitim penceresi kadını.

^^^

ilkokuldaki örtmenim bana hiç tek ayak üstünde durma cezası vermedi. okuldaki betonlar çok bütük olduğu için hiç seksek de oynamadım arkadaşlarımla. spice girls olurduk biz. marjinaliz ya. zaten bizim dönemdeki kızlar öyle geleneksel oyunları yaşatma amacını anca ileride kendi ceplerine bir getiri olsun diye kendi ayıplarını kapatmak dışarıya da koca parası yiyen değil yardımsever kadın imajı çizmek için bir dernek kurduklarında taşırlar. evde de durum farklı değildi. tek çocuğum ben. tek. sanki doğuştan biçilmiş bir kaftan. bizim apartmandaki tek çocuk bendim. hepsi kocamaan teyzelerdi. ben hep onların derdini dinledim, hiçbirinin birbirinin derdine aslında hiç yabancı olmadığını ama yine de birbirlerine hiç yardımcı olamadıklarını da onlarda gördüm. her gün başka dertlerini kahve fincanına akıtan, suyla yıkayınca feraha çıkacağını sanan, telveyi elleriyle itince sanki bütün dertlerin kendiliğinden kaçığ gideceğine inanan, fala (sözde) inanmayan ama hiçbir zaman da falsız kalmayan kocaman teyzeler.. sonra başka bir yere taşındık biz. orada da hep küçük kızlar vardı. yaşıtım erkek çocuğu sayısı sitedeki tüm kız çocuuğu sayısından fazla olunca haliyle onlara yöneldim. bizim burda anlamını bilse de bilmese de her erkek çocuğu küfreder. çünkü burdaki insanlar tsk operasyon düzenlediğinde onları desteklemek için ''allah'ına gurban'' yazacak kadar her işe allah'ı karıştıran ama yine de allah kitap sövmekten hatta çocuklarını küfürbazında allah'a küfretmeyi öğreterek milli kılan insanlar. burda bir erkek çocuğunun agusu bile .mnakyim olarak algılanıp iç ve dış temsilciliklerde bayram havası yaratabilir. durum böyle olunca annemler hiçbir zaman desteklemedi benim bu tercihimi. özellikle annem. bir erkek çocuğunu kolundan tutup ''gel benle seksek oyna, ip atla'' diyemeyeceğine göre, hele de bu coğrafyada, ben gittim oynadım onlarla. dokuz aylık, yirmi aylık, hentbol, 90 dakika olması kararlaştırılan ama uzatmalarla en az 120 dakikayı bulan futbol maçları.. annem telefonda anlatırdı arkadaşlarına ''ay hebele çok korkuyorum bu kızın çarpık bacakları olacak diye. '' çarpık olmadı da bir emre belözoğlu gibi kaslı oldu o ayrı. ama ağzım çok bozuldu. yine de ben bir denge sahibi olamadım. evet, bunca geçmiş bu yüzden döküldü. ben dengesiz bir insanım.

dün mesela.. çok uzun zaman sonra ilk defa bu kadar mutlu kalkmıştım o yataktan. şarkı söyledim tüm gün. saçımla başımla oynadım durdum ve bundan keyif aldım. saçlarımı sanki daha da kıvırcıklaşabilirmiş gibi kıvırdım, iki saat dolabın önünde boş boş kıyafet baktım, bordo oje sürdüm. evet. en güzeli de bu oldu zaten. bordo oje. ellerim bembeyaz benim. dün mesela bordo ile müthiş bir uyum yakaladıklarını düşünmüştüm. bugün o ojelere daha fazla tahammül edemiyorum. dün tüm gün dans ettim mesela evin içinde eli vileda tutan temizlik manyaaa kadınlar gibi. ayrıca temizlik viledayla yapılmaz. yapılsa bile adama benzemez. eğilerek, dizlerin üstünde yapılır temizlik. bez de ''s'' çizdirilir. öyle rastgele oraya buraya sürülmez. sanki evde temizlik yapan annesini hiç görmemiş gibi reklam yapıyor yurdum reklamcıları. hangimizin annesi dışarı çıkarken giydiği etekle, her an hipoya bulanma tehditi altındaki beyaz buluzuyla temizlik yapıyor ki? benim bildiğim bu memleketin kadının temizlik için özel kıyafeti olur. hatta eskiyen kıyafetler, ekseriyetle atletler, yer bezi toz bezi filan yapılır. öyle işte. bu da böyle bir isyanımdı sevgili medya. dün mesela meli'nin avatarındaki o fotoğraf için içim eridi. meli insanı sol taraftaki limonatacı beydir ve içtiğim en güzel limonataların sahibidir kendisi. dün o fotoğraf için kendisine ''şanslı kadınlar var yeryüzünde evet.'' demiştim. bugün o kadının şanslıdan öte hayali olduğunu düşünüyorum. bugün içimde benle dans etmek isteyen tek bir kelebek bile yok. bugün çuval gibiyim. yığılıp kalayım bi tarafa. kimse tutmasın elimden. çünkü ellerim güzel değil benim. üstelik o iğrenç ''peri'' şarkısındaki gibi değil durumum. beni hayatının aşkı ilan edip çirkin ellerimi pamuk helvası gibi gören, artık beni yok et diye bağıran saçlarıma papatyadan taç yapmak isteyen birileri yok ve ben bu olmayan kişi için ''ben en iyisi değilim bunu hazmet!'' diye bağırmıyorum. benim bir salıncağım bile yok be.

^^^
mafiz: ben yencem!
rot: ben sevcem!

^^^
- tüm bunlar o'na mı?
- sen kimsin?
- senin gibi biri tarafından bu kadar sevilmek, böyle sevilmek.. dünya'nın en güzel şeyi olsa gerek. çocuk çok şanslıymış. ama farkında değil.
- sen kimsin?
- seni melankolikoptimist zamanlarından tanıyan biri. öyle buldum zaten. o'na şanslı olduğunu söylemek isterdim, başka şeyler de tabi. ama o'na söyleyemiyorum. sen bil.

((bunu okuyorsan topsun olm!))

^^^
- biz olamadık. bizim olan bir şey olsun bari. herkes her şeyi öğrendi bari kimsenin bilmediği bir şeyimiz olsun.

^^^
dünümün ve bundan sonraki günlerimin en büyük destekçisi yasemin mori olacak gibi. ben başta hiç sevmemiştim o kızı. sonra işte her şey ''piç'' olduğunda bisürü şarkı arasından belleğim ''aslında bi konu var'' dedi bana. ben de başka bir şey diyemedim. şarkı zaten söyleyemiyorum öylece yuttum sözleri içime. sonra dinlediğim bi sürü şarkı.. hepsini. bütün şarkılar bi yere dokundu. bi yeri kanattı. bi yere yarabandı oldu. bi yere buz koydu. ama hiçbirisi ''konuşmak'' kadar acıtmadı. çünkü konuşmak'ta bildiğin ben varım. ben oturup bi şarkı yazsaydım, eskiden olduğu gibi, evet ancak bunu yazardım. ne bi eksik ne bi fazla. ben dün şarkı söyledim. bağıra bağıra. kafamı duvara vurmadan o etkiyi yarata yarata.

''çünkü güzeldin, üzerdinetrafta dönerdin, ama gitmen kolaydıdüşününce geçerdim, bir oh çekerdimnasılsa tek kişilik bir oyun bu!zaten yıprandım, yırtardımgerekirse bağlardım ama hep geç olurdusonra yorardım, sorardım;sorun ne?benim de aklım var dolanan peşinde..''

rot beni bulup bana mail attığında şaşkınlıktan bütün iç organlarımı yuttuğumu ve onların böyle ''iç''lik kazandığını düşünmüştüm. ''çok güzel bir şey yaşadığımızın farkındaydık ama böyle seviliyor olmak birileri tarafından ve birilerinin de bizimle bizim kadar bu mutluluğu paylaştığını bilmek gerçekten çok güzelmiş'' dediğinde.. ben o zamanlar fidel'i arıyordum. manyak olmuştum o hafta. bu şarkı bana o zamanları hatırlattı. volkan'ın seni yeneceğim inadına burcu'nun ben seni seveceğim tutkusuyla cevap vermesini. ve hatırlayamadığım değil, unutamadığım pekçok şeyi..

^^^
- annem söyledi geldiğini.
- evet, karşılaştık o gün ayten teyzeyle. nasılsın? izmir nasıl?
- güzel. biliyorsun çok severdim zaten oldum olası izmir'i.
- sevilmeyecek gibi değilmiş.. ben de bu yaz bayağa bakındım haritalardan.
- eskiden de isterdin zaten.. ankara'yı unutmak kolay oldu mu bari, naptın bu sene?
- ankara unutulmaz. istanbul'a da alışıyorsun işte zamanla. deniz var, güzel.
- ee nereye şimdi?
- fransızca kursuna.
- bulamadın mı hala fransızca bilen bir adam?
- bulamadım. işte belki bulurum diye gidiyorum ama pek ümitli değilim.
- büyümüşsün.
- bu aradaki yaş farkını kapatmaya yetmiyor tabi.
- saçların filan.. ne biliyim istanbul yaramış, güzelleşmişsin.
- ah. teşekkür ederim.
- ben düşünüyorum bazen geçmişi.. güzeldi.
- geçmişi düşünmek güzeldir. insana neler yaptığını, neler kaçırdığını filan hatırlatır.
- bak hala ılgın konusuysa?
- bana ne canım ılgın'dan.. buket'ten.. yağmur'dan.. benim kursa yetişmem lazım.
- sonra görüşürüz.
- görüşmeyiz.. hoşça kal.

^^^
şarkıların hayatımızdaki yeri ne kadar büyük.. korkutuyor insanı.

'' başka sevgilerde teselli bulunca.. işte biz o gün tükeneceğiz.. ''

^^^
cumartesi gününe kadar kendime sevgili bulmam lazım. bu cumartesi ve sonrasında kalan 18 test için yanımda olacak bir sevgili.. öyle yapmam lazımmış. tek gitmiyormuşum, o yüzden sevgili filan yapmam lazımmış. tabi.. o kadar acı yalnız çekilmez. hele ben hiç çekemem. çünkü ben en sevdiği renk ''mor'' olan kadınlardan değilim. ben damar görmeye de dayanamam. babamın alnından geçen o koca damar yüzünden ben babama bakamadım günlerce. aynaya da bakmam olur biter. mumcule var yanımda, ona sarılırım uyurum. mesela şuan yine o öküz oturdu içime. deli gibi bi ağlama isteğiyle karşı karşıyayım. laay laaa laaaay. filuluufiliifiii.
^^^
bari fidel firuz'u ayarlasa da tek çekmesem bu hastane işlerini.. ne demişti semih, arkadaş arkadaşın şeysi bile olur. şeysi burda bir meslek. kadınlarla ilgili bi erkek mesleği. öyle. daha boktan bi hal alamaz zaten bu siktiriboktan ilişki. ((anne ben bugün en sevdiğim küfürü cümle içinde kullandım, aferin bana.))
^^^
içimde fransızca'ya dair en ufak bi sevgi kırıntısı bile kalmadı. çok zor yaa..

^^^
- iki kitap yazma arası zamanda seni yakalamaya çalışıyorum.

^^^
- korkuyorum.
- ben de.

^^^
.

^^^

- abla, ben konuştum eniştemle.. köpek gibi pişman. döküldü her şeyi rakı masasında. aslında seni o kadınla aldatmak istememiş seni. o an öyle oluvermiş.. hala seviyor seni abla.
- neye yarar ki? bak o'nun bir hatası yüzünden bir aile dağıldı.
- abla.. seviyor seni bak. ne ayşe ne de o kadın. bunların hepsi öylesine kadınlar. eniştem ölecek ama pişman ölecek.. seni kaybettiğini bilerek ölecek..

((annem dizisinden alıntı.))

^^^
bak mesela bi insan yıldız tilbe şarkısında anlam bulmamalı..

'' iki kadın bir adam; aşk çekilir aradan.. ''

^^^
- belki bi gün beceriririm..
- umarım o gün ölmüş olmam.

20 Temmuz 2008 Pazar

ateşe verilen belki^lerin izdüşümü

cnbc-e'de bi dizi var, henüz adını öğrenme şerefine nail olamadım. lakin hepsi süper insanlar. dizi bi kere benim kurtarıcım görevini üstlendi. çünkü ne zaman ağlamak istiyor olsam, bu dizi bana yardımcı oluyor.

içimde önüne geçemediğim bir sıkıntı var. uzun zamandır var olanların bi yansıması. bi patlaması. bi sonuca bağlanması. birsürü ses var kulağımda. hepsi aynı şeyi söylüyor. bitek ses var içimde. herkesin sesini bastırıyor.

dün o dizide, esas oğlan yine mahvetti beni. vücudundaki benler için lazere giden erkeğimiz, kendisine lazer tedavisi uygulayan doktor kadınımıza aşık oldu. kadın ise 11 yaşındaki kızından başka kimseye vakit ayıramayan, sosyallikten tek anladığı ayda bir kız arkadaşlarıyla sinemaya gitmek olan, öğlenleri yemek yemek için sadece iki dakika ayırabilen bir kadın. ama çok güzel. bu yeterli olabiliyor erkekler için. bizim esas oğlan lazerin son günü, doktorumuza açılıyor. kadın onunla buluşamayacağını anlatıyor, ama hiç ''hayır'' demediğini fark ediyor oğlan. birgün bir öğle molasında çıkışta kadını karşılıyor. her şeyi o kadar güzel ayarlamış ki. kadın iki dakikası olduğunu söylüyor, o da her şeyi ona göre yaşatıyor. bi taksiye binip bir tekerlek dönüşü bile etmeyecek bi yerde önce yemek yiyorlar, yemek dediğim de her şeyden bi lokma. konuşuyorlar bu arada da. sonra yine bi taksi, yine çeyrek turluk tekerlek izi sokakta. bu sefer sokak sineması. koltukların üstünde patlamış mısırlar var, ekranda da hızlandırılmış bir film. göz kırparken ben, fark ediyorum ki bitmiş film. bir kez daha taksi! bu kez tatlı yiyorlar. dondurmalı. kadın bayılıyor pastaya. bi taksi daha! o tekerlek hiç tam tur yapamıyor. ama ikisinin de kafası bi dünya. oğlanımız saate bakıyor ve zamanlamanın müthişliğinden bahsediyor. kadınımız çok etkileniyor tabi. bu seferlik molayı biraz uzun tutuyor, oğlanımıza teşekkür etmek için. ben de böyle mal mal gözyaşı ve salya akıtıyorum ekrana karşı.

sonra kulaklarımdaki ve içimdeki boktanseslerkorosu giriyor devreye. susmaları için yalvarıyorum ama olmuyor. o sırada msn sesi geliyor bilgisayardan. normalde hiç sevmem. ama şuan ne normal ki? kalbim ve beynim bi türlü anlaşma sağlayamıyor. sanırım bi hükümet krizi bekliyor beni. vücudum olağanüstü hal ilan etmek için cumhurbaşkanının onayını beklemeyen bakanlar kurulu gibi. halbuki, cumhurbaşkanı onay vermezse, her şey geçersiz olur. amfide 210 kişiyiz. anayasadan 10 kişinin geçtiğini söylüyor arkadaşım. en yüksek ya da en yükseklerden biriymişim. sevinemiyorum. msn'den gelen ses, anayasa kürsüsü işimin kesin olduğunu söylüyor. msn'den ses geldiği için şükrediyorum. şimdi sihrim sonra zehrim olduğunu bile bile. cumhurbaşkanının kim olduğunu belirleyemediği için darbe yaşayan bu ülkede ben cumhurbaşkanının aklım mı kalbim mi olduğuna karar veremiyorum. krizin nedeni de bu zaten. son zamanlarda o kadar ''sorun şu ki..'' ile başlayan cümle kurdum ve duydum ki. sorunlardan sıkıldım. ben böyle büyümek istemiyorum. niçe çok biliyor olsaydı, kendine bir faydası olurdu. öldürmeyen acı kuvvetlendirirmiş.. peh. ben daha fazla güçlenmek istemiyorum arkadaşım. (şair burada sana sesleniyor) o güç ki bugün bana en nefret ettiğim şeyi affetme gücünü veriyor. en çok kaçtığım ama en çok başıma gelen şeyi, aldatılmayı. o güç yüzünden ondokuz tane test olacağım durduk yere. o güç yüzünden okunduğunu bildiğim için rahat yazamayacağım ama yazacağım. bütün yükü ben taşıyacağım ama ellerim hep boş kalacak. üstelik minik bir kuş donmayacak dışarda, bu meraklı çocuklara anlatılacak bir masal da olmayacak. çünkü sonu mutlu bitmiyor. çünkü esas kız ve esas oğlan kavuştak yapamıyor. aksine esas oğlanın artık ışık alan başka küçük bi evi var, ''nefes almak'' istediğinde vega dinlediği. esas oğlanın artık başka bir kadını var yorganından daha yakın, yanında. esas kız, yardımcı kadın oyuncu oldu.

ağlamayı öğrenmiş avutulmamış gözler ve tutulmamış eller var o tenha gecede. tutulmayınca ''el'' yapan eller. sabahın hayır getirdiğine inanmıyorum. sunulan her önerinin ''hayır''la reddedildiği bi yerkürede artık başkası için başka küçük evlerde doğacak güneş bile şahit olmuyor yalanlara. oysa benim bu aralar çok ihtiyacım yalanlara. bu gece, ve belki de artık her gece artacak bir dozda, ihtiyacım var yalana. vega'yı o kadar çok dinlerdim ki eskiden.. bi dönem annemden daha çok dinlerdim. kendi sesimden çok. o yüzden alışmışım, yalanları sevmeye. kendime yalan söyleyedururken ben, birileri ısrarla bağırıyor mayın tarlasına gönüllü giren o eskilerin esas kadınına. kulağım darbe aldı evet, korneam gibi. duymamam ondan. bu gözler, öyle şeyler görüyor ki kulakları duymasa da olur. çünkü ''o'' sesi hiç duymayacak. hatta bu ağız, bu dil bu damağa değmeden de var olabilir. çünkü ''o'' sesimi hiç duymayacak. ama bunların önemi yok artık. çünkü medeni hukuk'tan kalacağını düşünen ben, hayatımın en büyük medeniliğini yapıyorum. çok şey yaşayıp ayrılmadığımız için ortada benden başka arkadaş olmamıza engel bir şey yok. şimdi ben de çekiyorum kendimi aradan. arkadaş arkadaş gel benimle dolaş. -sordum onu da yapmıyor. ne yaparsan yap olmuyor gözüm.-

elime bir gazete alıyorum. burçları okuyup, fal tuttuktan sonra bir köşeye ilişiyor gözüm. teknik aksaklıklardan mütevellit buraya fotoğrafını koyamıyorum. [ köşe şöyle diyor; eğer bir kadın bir erkeğe ''git diyorsa, aslında yalvarıyordur kalması için.. ama bir erkek bir kadına ''git'' diyorsa, gerçekten gitmelidir kadın.. ] oysa bazen, bir fotoğraf binlerce sözcüğün anlatamadığı şeyi çok iyi anlatır. elif şafak da öyle der. yanıma birilerini bulmak hoşuma gidiyor. birilerinin her şeyime rağmen ''evet, bunu yapmalısın, doğru yapıyorsun'' demesi şu sıralar çok önemli benim için. ama kimse böyle demiyor. herkesin bi fikri var. doğru da olsa bir fikri. ve bir sürü cümlesi. oysa duymak istemiyorum hiçbir şey. yani istiyorum tabi, ama darbeli ya kulağım, ondan. okul çıkışları binbir yalan uydurup gittiğim ve uzun süre bana eşlik eden tek yer olan o küçük deniz kenarı çay bahçesini istiyorum şimdi. kimse konuşmasın. dünümü bugünümü yarınımı benden çalanlardan uzak, mumculeye sarılıp uyuyayım günlerce. kabuslarla uyanmayayım. ya da o fotoğraflarla. duyduğum sözleri karaoke yaparmış gibi alt yazıyla görmeyeyim.

^^^
- ''artık ama seni seviyorumlar yok; seni seviyorum amalar var'' dedi kız. inanabiliyor musun buna? her şey zamanlı sanki. tüm aydın doğan medyası ve saz arkadaşları benim için anlamış gibi. ben demiştim fidel'e.. hala da aynı şeyi söylüyorum ama arkadaşça (: bir insan seviyorsa, ama öyle yalandan değil, essahtan, ama'lar yoktur.
- benan ne zaman kendine geleceksin?
- sanırım kendimi gerçekten kaybedecek kadar içtiğimde.
- gel içelim.
- yapamam.
- kendine gelmeye bile cesaretin yok, ne biçim bi kız oldun sen ya.
- oha be. yavaş. antibiyotik kullanıyorum salak. doktor özellikle söyledi bir ay yok diye.
- hı. peki. ama kendine gelmen lazım artık. fidel diye biri yok. senin için artık yok. başka biri için var. anladın mı?
- kapa çeneni!
- ne kapa çeneni be mal. yarın bi gün arayacan gene ''gitti'' diye, toparlanamayacan. bi seneni daha yiyip bitireceksin. belki birsürü seneni. senden beklerim.
- ben senin gibi değilim kusura bakma. birini deli gibi severken kafam dağılsın diye başkasıyla çıkamam. ben kimseyi aldatamam. kendimi aldatırım anca.
- belatı çalışmaya başlamışım. güzel.
- ukala olmuşum ben biraz. fidel öyle dedi.
- fidel'in ağzına ediyim. fidel sürekli bi şey diyor zaten. sen de mal gibi inanıyorsun. yeter benan yeter, anlıyorum seni. hem de çok iyi. ama daha fazla üzülmeni istemiyorum.
- üzülmüyorum ki ben. çok mutluyum aksine. çünkü tanıyoruz birbirimizi. kavga etmeden, yani en azından aynı şeyler için aynı şeyleri söylediğimiz ve bi arpa boyu kadar bile yol alamadığımız kavgalar etmiyoruz, konuşuyoruz. konuşuyoruz en azından semih. anlamıyorsun bunu. peşine birilerini taktırmadan öğrenebiliyorum ne hissettiğini ne yaşadığını. ölmediğini, iyi olduğunu.
- görecez bakalım o gittiğinde de bu kadar iyi olabilecek misin.
- ne biçim bi yaşam formusun sen ya, gittiğinde de uzatacaksın işte omzunu olacak bitecek. alla allaa ya.
- gidecek yani?
- ...

***
- ben senin arkadaşınsam eğer..
- tabi ki arkadaşımsın. hem de en iyisinden.
- benan, eski bir aşkı yeni bir arkadaşlığa dönüştüremezsin.
- biliyorum.
- o zaman? ya yeniden olacak ya da..
- yeniden yok. yeniden bitti. arkadaşız biz. valla bak.
- benan niye konuşuyorsun bu adamla?
- mutlu oluyorum çünkü.
- neden?
- nedeni yok. benim için önemli şeyler var onda.
- ama sen onda yoksun. ya benan, sen şimdi çok mutlusun. o yüzden bir şey söylemek istemiyorum.
- söylemelisin. çünkü sen benim arkadaşımsın. eğer bu kadar sevseydin ve sevdiğin adam sana ''seni seviyorum ama''lı cümleler kursaydı, sen o ''ama''yı görmezdin. göremezdin.
- seni seviyorum ama bi sevgilim var; gibi mi?
- evet.. tam da bunun gibi.
- seni seviyorum ama arada; gibi mi?
- ben anladım o'nunla arkadaş olmamızın daha iyi olacağını. niye kimse inanmıyor buna?
- benan daha çok bağlanacaksın.
- hayır. çünkü gidecek.
- benan..

^^^

ben ne yapacağımı hakikaten bilmiyorum. boktuk bak, bok. bildiğin bok. şimdi daha bi bok olduk. bokluğun son mertebesindeyiz. hepimiz ama. aynı anda ancak bu kadar organize bok olabilirdik. tam ortaçgil'den şarkılara geçerken ''bir tek sen misin unutan sevilmeyi?'' eşliğinde bana yazılmış şiirler buldum derginin birinde. ben kimseyi aldatamam. kimseye ''git'' diyemem. ben bu kadar güçlü değilim. canım başkasıyla olmak istiyorken canı benimle olmak isteyen birine gerdan kıramam. gülemem. saçmalığına inandığım ''arkadaş kalalım'' ayaklarına giremem. ve cesur da değilim. belki her şeyim ama kesinlikle cesur değilim. ben sevdiği adama aşkını itiraf ettiği için cesur sayılan kadınlardan biri olmadım hiç, çünkü ben ilkokuldan beri bu işi gönüllü olarak gönlümle yapıyorum. beni sevdiğini ancak ben söyledikten sonra söyleyebilen ama yine de hiçbir şey yapmayan adamları seçmekle de bunun bedelini ödüyorum. iki gün sonra gidecek biri için hep yanımda olacak adamları kırarak daha ağır bedeller ödemek için de ortam yaratıyorum. ama birsürü ama. eloise vera yazmayacak kadar cesur. dide kendini ''yeniden'' var edebilmek için yazmamaya katlanacak kadar cesur. ama ben değilim. çünkü ben yazmak zorundayım. yarın dönüp pişman olmak için ya da çaktırmadan sırtımı sıvazlamak için bi iz bırakmak zorundayım. ben emin olmak zorundayım ''asla'' ''unutulmayacağımdan''. benim artık gözlerinde ''belki''den öte ''asla'' taşıyan bir esas oğlanım var. o esas oğlanın başka bir esas kızı. benim artık bende yakılan ateş kadar kuvvetli bir iz bırakmam için daha fazlasına ihtiyacım var. daha çok yazmaya. çünkü benim artık içinde ışık yüzen bir evim yok. o ev artık bana (bize) değil, onlara ait. bana ''aldatılıyorsan, affetme'' diyen esas oğlanımı bile bırakıp gidecek cesaretim yok. kendime ''bitermiş her şey ve bitti'' diyecek bir cesaretim yok. ''bizi üzen neyse burada bitsin'' diyemedim ben, diyemem de. ''bırak eskisi gibi kalsın, kimse yaralanmasın'' da diyemem. ben artık şarkı söyleyemem. sadece yazabilirim. gidemem. git diyemeyeceğim gibi.

''hayat böyle boktan işte, aldatanı bile affettirir.'' diyince esas oğlan, lafın altında ezilip un ufak olup yine de gidemeyen biri cesur değildir, güçlü hiç değildir. bunu hazmedebildiğine göre başka bir şeydir. bu gücün bu ''iktidar''ın altında ezilmek, bilgi dolu o her cümlenin altında ezilmek gibi değil. bu çok başka bir şey..

//konuşma ve yazılar için sahiplerinden özür dilerim.\\