- ee, naber? nasılsın?
- komünist parti manifestosu gibi.
her şey bu soru ve cevapla başladı.
neymiş efendim, iyi değilmişim. ne münasebetli efem? gayet iyiyim, ekşi sözlük olsun yıldızlı şükela olurdum.
- ayeee (benancada anne, fıratçada karşımıza eneee olarak çıkabilme potansiyeline sahip)
- efem canım?
- ayee ben çanakkale'ye gidiyorum.
- aaa üniversite gezisi mi?
- gibi.
- ne demek gibi?
- şimdi şöyle oluyor, kaz ve madra dağlarında altın arayanları ve onlara destek olan hükümeti ve bu vesileyle kyoto^yu imzalamayan kendini bilmez ülkeleri protesto etmeye. miting var. kadıköy ve taksim^den otobüs kalkıyor.
- cam kenarı alsaydın bari bileti.
- artık nereye oturursam.
- bak bir de ciddi ciddi yer beğeniyor kendine ya.
- ne var ayee ya?
- olmaz, gitme.
- niyeee?
- çünkü bilmediğimiz etmediğimiz yer. tanımadığım insanlarla. bir de miting. daha reşit olmadın sen.
- anne allasen ya. üniversite gezisi olsaydı da bilmediğimiz etmediğimiz bir yere bilmediğin etmediğin insanlarla ve reşit olmamışken gidecektim. ne var ki bunda?
- gözaltına filan alırsın. gurbet ellerde mapuslara mı düşücen kız başına?
- al işte. seksist zihni-et. erkek olsam mapuslara düşmem doğal mı karşılanacaktı? kaldı ki, hapse girmem ben, sabi koğuşuna atarlar beni.
- ay deli manyağın dediğine bak. bi kere de hayırlı bi şey çıksın ağzından. öyle sağa sola optimist diye yazmakla olmuyor bu işler han^fendi.
- a? nasıl yani? nereye yazıyorum ki?
- sanki bilmiyoruz.
- yaa, ama bi saniyee ?!?
...
bu konuşmadan sonra annemle konuşmalarımızda bir değişiklik oldu. zaten her bokumu anlatırdım. şimdi tüm bunların boş yere olduğunu anladım. çünkü kadın zaten her şeyi okuyormuş. olsun, çiftdikiş oluyordur ona da.
- daha dün elinde başka kitap yok muydu senin?
- evet, bitti o.
- buna ne zaman başladın?
- sabah.
- günde bi kitap falan mı bitiriyorsun sen?
- okuyoruz işte. niye noldu sabah sabah sorguya çeker gibi??
- yok sorgu değil de, ne bilim, nasıl vakit buluyorsun?
- sabah ve akşam otobüste, ders aralarında, canım sıkılınca. öyle yani.
- hımm..
hımm nedir abi ya? allasen. hımm nedir? bir insan bu 4 harften oluşan ama hiçbir anlam ifade etmeyen bu sözcükle olayı nasıl sonlandırabilir? bünyede yaratması beklenen tahribat nedir? ne amaçla, kimler tarafından, nasıl kullanılır?
- evet, şimdi marbury madison kararıyla ilgili pratiği yapıyoruz. okuyan ve anlatmak isteyen?
- marbury madison kararı abd'de anayasa yargısının hatta denetiminin başlangıcı olarak sayılan ......
...
...
..
hebele hübele.
- benandı diğ mi?
- evet.
**
- oha kızım, hocadan daha iyi anlattın.
- eyvallah cınım (:
- tebrik ediyorum canım valla.
**
- pratik almışsın?
- evet.
- çalışmışsın?
- evet.
- bize niye almadın?
- gelmemiştiniz o gün.
- bari bize de anlatsaydın!
- ya pardon ama böyle bir işle görevlendirildiğimi bilmiyordum.
- kendimi bütün bir ders salak gibi hissettim. sen anlattın, biz orada öylece oturduk, seni dinledik.
- burdan çıkarmam gereken sonuç nedir?
- hiçbir şey.
- bence de.
**
- benan sanırım az önce verdiğim tepki biraz fazlaydı.
- kader kısmet.
- özür dilerim.
- mukadderat.
- yapma işte şöyle, evet, abarttım biraz.
- nah buramızda ne yazıldıysa o.
- kızmadın diğ mi bana?
- takdir-i ilahi.
- özür dilerim bak gerçekten, biz kantine iniyoruz, gelecek misin?
- onu kimse bilemez.
sen adama en yakın arkadaşlarımdan biri de, adam senin derste kalkıp 2 cümle kurmanı kıskansın. ve bundaki salaklığı hissetmemiş olmanın verdiği salaklıkla, bir de salak gibi gelip tüm ders kendimi salak gibi hissediyorum desin. salak ya.
- ayy benan şu tiplere bak.
- ayh caanım. ahtapot gibiler. çocuk kızı öyle bir sarmış ki kızın akciğeri birazdan dışarı pörtecek. kız nefes alamıyor, ahaha doğa kıza bak morardı. ölecek. hayrına gidip bi ayırsak mı şunları?
**
- aşkım ya.
- canım, söylee.
- çok seviyorum seni.
- beeen deeee!
**
- ayh.. vıcık vıcık. bunlar kesin daha yeni başlamışlar. bikaç ay sonra görürüm ben onları.
- öyle deme, amma karamsarsın.
- hiç de bile. gayet optimist bir insanım. iyimserliğimin yanında gerçekçiyim. bunun yanında ilerigörüşlüyüm.
- çok da mütevazisin.
- kahr-ı bela! lanet olsun adamım!
- heeey.. biz bu kasabada yabancıları sevmeyiz!
- bilmukabele dostum!
evet, yok sevgilim! memnun muyum? fazlasıyla. valla bak. öyle böyle değil. zırt pırt mesaj atmak zorunda değilim. saatler süren telefon konuşmalarında radyasyona maruz kalmak zorunda hiç değilim. bilgisayara girip anlamsız anlamsız saatlerce konuşmak hiç hiç zorunda değilim. dersimi çalışır, eylemlerime gider, kurslarıma gider, bol bol okurum, yazarım. ohh. daha güzeli var mı ya?
hıı, evet.
eyleme de kursa da okula da sinemaya da tek başıma gitmek zorundayım. alışverişi tek başına yapmak zorunda kalabilirim. bir kitabı çok beğendiğimde ya da bir filmde bir sahneye vurulduğumda bunu en fazla arkadaşımla paylaşabilir ve çoğu zaman içime atabilirim. doğum günlerimi çok yakın ve yakınmış gibi görünüp aslında ışıkyılı uzakta seyreden arkadaşlarımla kutlayabilirim. sokaklarda, kalabalık istanbul sokaklarında, tek başıma yürümek zorunda kalabilirim. sadece kendime şarkı söylüyor olabilirim. geçmişte yaşadıklarım, şu an yaşadıklarım ve ileride yaşayacaklarım ya da asla ama asla yaşanamayacak olan -ütopik- şeyler hakkında sadeece kendimin duyabileceği seste yazabilirim. marx^ı engels^i hat(z)medip, ecetem^de kendimi bulup, elif şafak^ta betimlerlemelerde kaybolup, bulduğum her kitapta bir paragraf bir satır bir cümle bir sözcük bir hece bir harf olabilmek için yaşıyor olabilirim. sadece bir hukukçu değil, hukukşinast bir insan olup, anayasa kürsüsünde rüştümü ıspatlamak için nefes alıyor ve bunu kimseye anlatamıyor olabilirim.
ama ben iyiyim.
mutlu muyum? huzurlu muyum?
bilmem.
ama ben iyiyim.
mükemmel miyim? bir elmanın diğer yarısı mıyım?
bilmem.
ama ben iyiyim.
farklı mıyım? yolumda mıyım? bilmem.
sadece iyiyim.
iyi.
ekşi sözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekşi sözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Nisan 2008 Çarşamba
ben iyiyim!
yayında ve yapımda emeği geçenler
bütün kadınların kafası karışıktır,
deliliğe övgü,
ecetem,
eften püften,
ekşi sözlük
1 Mart 2008 Cumartesi
alkım ve ekşi öyküler
kadıköy'deki alkım kitap evi henüz ikinci evimiz olmuştu.
orada bulunan kahve dünyası kitaplar kadar etkiliydi oraya ''ev'' demek için. malum gurbetten gelen çocuklar, gençler, orta yaşlılar ve olgunlar için sıla özlemi hiç olmadık bi anda bile depreşebilir. bir yerden bir yere göçebe gibi durmadan taşınmak, bir insanın bazen bir yere ait olmadığı hissine kapılmasına yol açabilir. o yüzdendir ki, gurbette ''kendine ait bir oda'' bulmak mühimdir.
benim için kitap, okumak, araştırma yapmak, karşılaştırma yapmak hayli önemli bir konu olduğundan alkım'ın bu imkanları gül destesiyle sunması daha ilk günden takdiri hak eden bir durumdu biz ve bizim gibi bu işe gönüllü insanlar için.
büyük ile küçük valiz arası boyutlardaki bir valizin körüğünü açmak zorunda bırakacak okuması gereken kitabı olan biri içinse bazen zorluk yaratabiliyor. öyle ki oda arkadaşları ''kitap alımını yasaklayan ambargo''lar bile koyabiliyor amerika'nın küba ambargosunu halt ettirecek.
bir a4'ü arkalı önlü dolduracak kadar kitabı listeleyip her daim yanında taşıyan insanlar için de çok ideal bir yer değildir alkım. çünkü her seferinde o lsitedekileri bulma ümidiyle gider onları hiç sormadan elinde yeni kitaplarla çıkarsın oradan. tehlikeli.
ama bu sefer bu ambargoyu delici bir şey yaptı bu deli dönül. listesinde yer almayan bir kitap daha aldı. kahve dünyası'na geçti ve 340 sayfayı 2 saatte bitirdi.
ekşi öyküler, her ekşi sözlük okuyucusunun değil tüm okuyucuların, öyküseverlerin okuması gereken bir kitap. hem yazarları biraz daha iyi tanımak, hem başucu kitabı yapmak, hem yeni bir şeyler öğrenmek, hem de onların da sıradan insan olduğunu sadece bu sıradanlığı kutsal bir şekilde aktarabilme yetenekleri olduğunu anlamak için..
sözlüğün en iyi yazarlarından olduğunu düşündüğüm loststone, terelelli temcik, rrr, atlantis ve siyah martı'nın yazılarının kitapta olması zaten yeteri kadar cezbedici. ancak bu isimlerin sözlükteki becerilerini kitaba aktarmış ve okuyucuyu yanıltmamış olmaları daha bir keyifli.
özellikle atlantis'in beni sevdin isimli öyküsü. sadece o öyküyü okuyabilmek için helalinden 20 kağıt çıkar. öyküyü okurken içten gelen ''lan atlantis erkek miydi? kadın değil miydi? ya bi dakkaa..'' sesleri dikkat dağıtıcı olabiliyor biraz ama atlantis müthiş kalemini öyle kullanmış ki her okuyuşta başka taraflar yakalıyorsun ve dikkatin hiç dağılmıyor. aksine gün içinde normal yaşamı dağıtıcı etkiler bırakıyor üstünde.
sevdicek kişisinin sevme ve sevmeme ya da sevmemiş gibi yapma durumlarını o kadar güzel anlatmış ki..
terelelli temcik ve loststone'u yazar olarak daha çok beğenmeme rağmen sözlükte, bu kitapta açık ara en iyi öykü onundur der hakkını teslim ederim..
ellerine sağlık emeği geçen herkesin. bilhassa o duyguları yaşayıp, onları bu şekilde kaleme aktarma konusunda cesur davranan -acıylayüzleşmek- atlantis'in. ben o öyküyle kendi kıtamda kayboldum.
orada bulunan kahve dünyası kitaplar kadar etkiliydi oraya ''ev'' demek için. malum gurbetten gelen çocuklar, gençler, orta yaşlılar ve olgunlar için sıla özlemi hiç olmadık bi anda bile depreşebilir. bir yerden bir yere göçebe gibi durmadan taşınmak, bir insanın bazen bir yere ait olmadığı hissine kapılmasına yol açabilir. o yüzdendir ki, gurbette ''kendine ait bir oda'' bulmak mühimdir.
benim için kitap, okumak, araştırma yapmak, karşılaştırma yapmak hayli önemli bir konu olduğundan alkım'ın bu imkanları gül destesiyle sunması daha ilk günden takdiri hak eden bir durumdu biz ve bizim gibi bu işe gönüllü insanlar için.
büyük ile küçük valiz arası boyutlardaki bir valizin körüğünü açmak zorunda bırakacak okuması gereken kitabı olan biri içinse bazen zorluk yaratabiliyor. öyle ki oda arkadaşları ''kitap alımını yasaklayan ambargo''lar bile koyabiliyor amerika'nın küba ambargosunu halt ettirecek.
bir a4'ü arkalı önlü dolduracak kadar kitabı listeleyip her daim yanında taşıyan insanlar için de çok ideal bir yer değildir alkım. çünkü her seferinde o lsitedekileri bulma ümidiyle gider onları hiç sormadan elinde yeni kitaplarla çıkarsın oradan. tehlikeli.
ama bu sefer bu ambargoyu delici bir şey yaptı bu deli dönül. listesinde yer almayan bir kitap daha aldı. kahve dünyası'na geçti ve 340 sayfayı 2 saatte bitirdi.
ekşi öyküler, her ekşi sözlük okuyucusunun değil tüm okuyucuların, öyküseverlerin okuması gereken bir kitap. hem yazarları biraz daha iyi tanımak, hem başucu kitabı yapmak, hem yeni bir şeyler öğrenmek, hem de onların da sıradan insan olduğunu sadece bu sıradanlığı kutsal bir şekilde aktarabilme yetenekleri olduğunu anlamak için..
sözlüğün en iyi yazarlarından olduğunu düşündüğüm loststone, terelelli temcik, rrr, atlantis ve siyah martı'nın yazılarının kitapta olması zaten yeteri kadar cezbedici. ancak bu isimlerin sözlükteki becerilerini kitaba aktarmış ve okuyucuyu yanıltmamış olmaları daha bir keyifli.
özellikle atlantis'in beni sevdin isimli öyküsü. sadece o öyküyü okuyabilmek için helalinden 20 kağıt çıkar. öyküyü okurken içten gelen ''lan atlantis erkek miydi? kadın değil miydi? ya bi dakkaa..'' sesleri dikkat dağıtıcı olabiliyor biraz ama atlantis müthiş kalemini öyle kullanmış ki her okuyuşta başka taraflar yakalıyorsun ve dikkatin hiç dağılmıyor. aksine gün içinde normal yaşamı dağıtıcı etkiler bırakıyor üstünde.
sevdicek kişisinin sevme ve sevmeme ya da sevmemiş gibi yapma durumlarını o kadar güzel anlatmış ki..
terelelli temcik ve loststone'u yazar olarak daha çok beğenmeme rağmen sözlükte, bu kitapta açık ara en iyi öykü onundur der hakkını teslim ederim..
ellerine sağlık emeği geçen herkesin. bilhassa o duyguları yaşayıp, onları bu şekilde kaleme aktarma konusunda cesur davranan -acıylayüzleşmek- atlantis'in. ben o öyküyle kendi kıtamda kayboldum.
yayında ve yapımda emeği geçenler
beni sevdin,
ekşi öyküler,
ekşi sözlük
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)