^^^
ilkokuldaki örtmenim bana hiç tek ayak üstünde durma cezası vermedi. okuldaki betonlar çok bütük olduğu için hiç seksek de oynamadım arkadaşlarımla. spice girls olurduk biz. marjinaliz ya. zaten bizim dönemdeki kızlar öyle geleneksel oyunları yaşatma amacını anca ileride kendi ceplerine bir getiri olsun diye kendi ayıplarını kapatmak dışarıya da koca parası yiyen değil yardımsever kadın imajı çizmek için bir dernek kurduklarında taşırlar. evde de durum farklı değildi. tek çocuğum ben. tek. sanki doğuştan biçilmiş bir kaftan. bizim apartmandaki tek çocuk bendim. hepsi kocamaan teyzelerdi. ben hep onların derdini dinledim, hiçbirinin birbirinin derdine aslında hiç yabancı olmadığını ama yine de birbirlerine hiç yardımcı olamadıklarını da onlarda gördüm. her gün başka dertlerini kahve fincanına akıtan, suyla yıkayınca feraha çıkacağını sanan, telveyi elleriyle itince sanki bütün dertlerin kendiliğinden kaçığ gideceğine inanan, fala (sözde) inanmayan ama hiçbir zaman da falsız kalmayan kocaman teyzeler.. sonra başka bir yere taşındık biz. orada da hep küçük kızlar vardı. yaşıtım erkek çocuğu sayısı sitedeki tüm kız çocuuğu sayısından fazla olunca haliyle onlara yöneldim. bizim burda anlamını bilse de bilmese de her erkek çocuğu küfreder. çünkü burdaki insanlar tsk operasyon düzenlediğinde onları desteklemek için ''allah'ına gurban'' yazacak kadar her işe allah'ı karıştıran ama yine de allah kitap sövmekten hatta çocuklarını küfürbazında allah'a küfretmeyi öğreterek milli kılan insanlar. burda bir erkek çocuğunun agusu bile .mnakyim olarak algılanıp iç ve dış temsilciliklerde bayram havası yaratabilir. durum böyle olunca annemler hiçbir zaman desteklemedi benim bu tercihimi. özellikle annem. bir erkek çocuğunu kolundan tutup ''gel benle seksek oyna, ip atla'' diyemeyeceğine göre, hele de bu coğrafyada, ben gittim oynadım onlarla. dokuz aylık, yirmi aylık, hentbol, 90 dakika olması kararlaştırılan ama uzatmalarla en az 120 dakikayı bulan futbol maçları.. annem telefonda anlatırdı arkadaşlarına ''ay hebele çok korkuyorum bu kızın çarpık bacakları olacak diye. '' çarpık olmadı da bir emre belözoğlu gibi kaslı oldu o ayrı. ama ağzım çok bozuldu. yine de ben bir denge sahibi olamadım. evet, bunca geçmiş bu yüzden döküldü. ben dengesiz bir insanım.
dün mesela.. çok uzun zaman sonra ilk defa bu kadar mutlu kalkmıştım o yataktan. şarkı söyledim tüm gün. saçımla başımla oynadım durdum ve bundan keyif aldım. saçlarımı sanki daha da kıvırcıklaşabilirmiş gibi kıvırdım, iki saat dolabın önünde boş boş kıyafet baktım, bordo oje sürdüm. evet. en güzeli de bu oldu zaten. bordo oje. ellerim bembeyaz benim. dün mesela bordo ile müthiş bir uyum yakaladıklarını düşünmüştüm. bugün o ojelere daha fazla tahammül edemiyorum. dün tüm gün dans ettim mesela evin içinde eli vileda tutan temizlik manyaaa kadınlar gibi. ayrıca temizlik viledayla yapılmaz. yapılsa bile adama benzemez. eğilerek, dizlerin üstünde yapılır temizlik. bez de ''s'' çizdirilir. öyle rastgele oraya buraya sürülmez. sanki evde temizlik yapan annesini hiç görmemiş gibi reklam yapıyor yurdum reklamcıları. hangimizin annesi dışarı çıkarken giydiği etekle, her an hipoya bulanma tehditi altındaki beyaz buluzuyla temizlik yapıyor ki? benim bildiğim bu memleketin kadının temizlik için özel kıyafeti olur. hatta eskiyen kıyafetler, ekseriyetle atletler, yer bezi toz bezi filan yapılır. öyle işte. bu da böyle bir isyanımdı sevgili medya. dün mesela meli'nin avatarındaki o fotoğraf için içim eridi. meli insanı sol taraftaki limonatacı beydir ve içtiğim en güzel limonataların sahibidir kendisi. dün o fotoğraf için kendisine ''şanslı kadınlar var yeryüzünde evet.'' demiştim. bugün o kadının şanslıdan öte hayali olduğunu düşünüyorum. bugün içimde benle dans etmek isteyen tek bir kelebek bile yok. bugün çuval gibiyim. yığılıp kalayım bi tarafa. kimse tutmasın elimden. çünkü ellerim güzel değil benim. üstelik o iğrenç ''peri'' şarkısındaki gibi değil durumum. beni hayatının aşkı ilan edip çirkin ellerimi pamuk helvası gibi gören, artık beni yok et diye bağıran saçlarıma papatyadan taç yapmak isteyen birileri yok ve ben bu olmayan kişi için ''ben en iyisi değilim bunu hazmet!'' diye bağırmıyorum. benim bir salıncağım bile yok be.
^^^
mafiz: ben yencem!
rot: ben sevcem!
^^^
- tüm bunlar o'na mı?
- sen kimsin?
- senin gibi biri tarafından bu kadar sevilmek, böyle sevilmek.. dünya'nın en güzel şeyi olsa gerek. çocuk çok şanslıymış. ama farkında değil.
- sen kimsin?
- seni melankolikoptimist zamanlarından tanıyan biri. öyle buldum zaten. o'na şanslı olduğunu söylemek isterdim, başka şeyler de tabi. ama o'na söyleyemiyorum. sen bil.
((bunu okuyorsan topsun olm!))
^^^
- biz olamadık. bizim olan bir şey olsun bari. herkes her şeyi öğrendi bari kimsenin bilmediği bir şeyimiz olsun.
^^^
dünümün ve bundan sonraki günlerimin en büyük destekçisi yasemin mori olacak gibi. ben başta hiç sevmemiştim o kızı. sonra işte her şey ''piç'' olduğunda bisürü şarkı arasından belleğim ''aslında bi konu var'' dedi bana. ben de başka bir şey diyemedim. şarkı zaten söyleyemiyorum öylece yuttum sözleri içime. sonra dinlediğim bi sürü şarkı.. hepsini. bütün şarkılar bi yere dokundu. bi yeri kanattı. bi yere yarabandı oldu. bi yere buz koydu. ama hiçbirisi ''konuşmak'' kadar acıtmadı. çünkü konuşmak'ta bildiğin ben varım. ben oturup bi şarkı yazsaydım, eskiden olduğu gibi, evet ancak bunu yazardım. ne bi eksik ne bi fazla. ben dün şarkı söyledim. bağıra bağıra. kafamı duvara vurmadan o etkiyi yarata yarata.
''çünkü güzeldin, üzerdinetrafta dönerdin, ama gitmen kolaydıdüşününce geçerdim, bir oh çekerdimnasılsa tek kişilik bir oyun bu!zaten yıprandım, yırtardımgerekirse bağlardım ama hep geç olurdusonra yorardım, sorardım;sorun ne?benim de aklım var dolanan peşinde..''
rot beni bulup bana mail attığında şaşkınlıktan bütün iç organlarımı yuttuğumu ve onların böyle ''iç''lik kazandığını düşünmüştüm. ''çok güzel bir şey yaşadığımızın farkındaydık ama böyle seviliyor olmak birileri tarafından ve birilerinin de bizimle bizim kadar bu mutluluğu paylaştığını bilmek gerçekten çok güzelmiş'' dediğinde.. ben o zamanlar fidel'i arıyordum. manyak olmuştum o hafta. bu şarkı bana o zamanları hatırlattı. volkan'ın seni yeneceğim inadına burcu'nun ben seni seveceğim tutkusuyla cevap vermesini. ve hatırlayamadığım değil, unutamadığım pekçok şeyi..
^^^
- annem söyledi geldiğini.
- evet, karşılaştık o gün ayten teyzeyle. nasılsın? izmir nasıl?
- güzel. biliyorsun çok severdim zaten oldum olası izmir'i.
- sevilmeyecek gibi değilmiş.. ben de bu yaz bayağa bakındım haritalardan.
- eskiden de isterdin zaten.. ankara'yı unutmak kolay oldu mu bari, naptın bu sene?
- ankara unutulmaz. istanbul'a da alışıyorsun işte zamanla. deniz var, güzel.
- ee nereye şimdi?
- fransızca kursuna.
- bulamadın mı hala fransızca bilen bir adam?
- bulamadım. işte belki bulurum diye gidiyorum ama pek ümitli değilim.
- büyümüşsün.
- bu aradaki yaş farkını kapatmaya yetmiyor tabi.
- saçların filan.. ne biliyim istanbul yaramış, güzelleşmişsin.
- ah. teşekkür ederim.
- ben düşünüyorum bazen geçmişi.. güzeldi.
- geçmişi düşünmek güzeldir. insana neler yaptığını, neler kaçırdığını filan hatırlatır.
- bak hala ılgın konusuysa?
- bana ne canım ılgın'dan.. buket'ten.. yağmur'dan.. benim kursa yetişmem lazım.
- sonra görüşürüz.
- görüşmeyiz.. hoşça kal.
^^^
şarkıların hayatımızdaki yeri ne kadar büyük.. korkutuyor insanı.
'' başka sevgilerde teselli bulunca.. işte biz o gün tükeneceğiz.. ''
^^^
cumartesi gününe kadar kendime sevgili bulmam lazım. bu cumartesi ve sonrasında kalan 18 test için yanımda olacak bir sevgili.. öyle yapmam lazımmış. tek gitmiyormuşum, o yüzden sevgili filan yapmam lazımmış. tabi.. o kadar acı yalnız çekilmez. hele ben hiç çekemem. çünkü ben en sevdiği renk ''mor'' olan kadınlardan değilim. ben damar görmeye de dayanamam. babamın alnından geçen o koca damar yüzünden ben babama bakamadım günlerce. aynaya da bakmam olur biter. mumcule var yanımda, ona sarılırım uyurum. mesela şuan yine o öküz oturdu içime. deli gibi bi ağlama isteğiyle karşı karşıyayım. laay laaa laaaay. filuluufiliifiii.
^^^
bari fidel firuz'u ayarlasa da tek çekmesem bu hastane işlerini.. ne demişti semih, arkadaş arkadaşın şeysi bile olur. şeysi burda bir meslek. kadınlarla ilgili bi erkek mesleği. öyle. daha boktan bi hal alamaz zaten bu siktiriboktan ilişki. ((anne ben bugün en sevdiğim küfürü cümle içinde kullandım, aferin bana.))
^^^
içimde fransızca'ya dair en ufak bi sevgi kırıntısı bile kalmadı. çok zor yaa..
^^^
- iki kitap yazma arası zamanda seni yakalamaya çalışıyorum.
^^^
- korkuyorum.
- ben de.
^^^
.
^^^
- abla, ben konuştum eniştemle.. köpek gibi pişman. döküldü her şeyi rakı masasında. aslında seni o kadınla aldatmak istememiş seni. o an öyle oluvermiş.. hala seviyor seni abla.
- neye yarar ki? bak o'nun bir hatası yüzünden bir aile dağıldı.
- abla.. seviyor seni bak. ne ayşe ne de o kadın. bunların hepsi öylesine kadınlar. eniştem ölecek ama pişman ölecek.. seni kaybettiğini bilerek ölecek..
((annem dizisinden alıntı.))
^^^
bak mesela bi insan yıldız tilbe şarkısında anlam bulmamalı..
'' iki kadın bir adam; aşk çekilir aradan.. ''
^^^
- belki bi gün beceriririm..
- umarım o gün ölmüş olmam.
1 yorum:
"içtiğim en güzel limonataların sahibidir kendisi."
(=
Yorum Gönder