20 Mayıs 2008 Salı

ölüm istiharesi..

devrim'e.. kayıp zamanlardan.

- başım ağrıyor. ama çok. migren ağrısı gibi. duvardan duvara vurmak istiyorum kafamı. ateşim çıkıyor. adana'nın yaz sıcağından değil. elimi değdiremiyorum alnıma. yüremiyorum sonra. ayaklarım da morluklar oluyor. şişiyor bir de. basamıyorum üzerine.
- kan tahlili alalım biz.
- ciddi bir şey mi? şüphelendiğiniz bir şey var mı?
- kan tahlili yapalım önce bir.

***
- yok hayır, söylemediler bir şey daha. tahlil sonucunu bekliyoruz.
- of, ne var ki acaba? iyisin şimdi diğ mi?
- evet, yani en azından geçen haftaya göre daha iyiyim.

***
- şimdi bu gördüğünüz normal değer. bu gördüğünüzse hastalık başladığındaki değerler. şu şu şu bölümlerde normal değerin 3 katına çıkıyor kan oranları.
- yani?
- bilemiyorum. ilk defa karşılaşıyorum böyle bir şeyle.

***
- ne dedi?
- demedi bir şey. daha doğrusu bilmemnerede normalin 3 katına çıkış söz konusuymuş. onun dışında ilk defa karşılaşıyormuş. adını koyamadı.
- başka bir doktora git.
- evet, galiba öyle yapacağız.

***
- evet, önceki doktor arkadaşım gibi, ben de bilemiyorum. yani tam bir adı yok, karışık.
- anladım.

***
- koyamadılar bir ad şu hastalığa.
- nasıl olur anlamıyorum ya, başka bir tanesine git.
- o da bir ad koyamazsa.. sahipsiz mi kalsın evladım? çok güzel diğ mi? allah'ım ya, cins olduğumu bilirdim de bu kadarını tahmin edemezdim..
- of, saçmalama. korktum ben çok.
- korkma. ben alıştım o'nunla yaşamaya. bir de adını koyabilsek.
- koyalım.
- deniz olsun mu?
- devrim olsun.
- tamam.

***
- devrim nasıl?
- iyi. uslu uslu oturuyor.
- aferin o'na.

***

ben unuttum. vallahi billahi. hayır tamam, burası sosyal, laik bir hukuk devleti. evet, benim yemin vererek meşruluk kazanmaya çalışmam anayasa'nın başlangıç maddelerine, genel esaslarına ve 174. maddedeki devrim kanunlarına aykırı. evet, milletvekillerinin yemininin de kaldırılması gündemde. ama vallahi unuttum ben.

yani unutmuştum. ama buradaki -muştum mış gibi yapmak anlamına gelmiyor. haftaiçi bir arkadaşım aradı beni. ''buldum'' diye. var mısın yok musun'da en düşük kutuyu bulmuş kadar sevindim. çünkü ben o'nu ararken kendimi kaybetmekten yorulmuş, toza dumana hasret bir enkazdım. kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeydim. ve ısrarla fark ediyordum ki, kaybettiğim yalnız o değil. kendimim de aynı zamanda. hal böyle olunca arkadaşım ''buldum'' diyince, kendimi bulmuş kadar sevindim.

o günden sonra başladı zaten her şey. ben bunları kimseye anlatmadım, bir tek sen duy diye. sen bil diye. sen anla diye. yeni bir hayalkırıklığı yaşarsam kimse bunu yüzüme vurmasın diye. bilinçaltım hala doluymuş ki demek ki, 2-3 gündür saçma salak rüyalar görüyorum yine.

güya devrim nüksetmiş de, ben hastahaneye kaldırılmışım. öleyazmaktaymışım. peh. daha yeni girmişken 18'e üstelik. yolu yarılamamışken henüz. gerçi her ölüm erken ölümdür ama. abi, bi kere ben öleceksem bu kesinlikle mantıklı bir şey için olmalı. yani, bok yoluna gitmemeliyim. ya da ne biliyim uyurken, hık diye gitmemeliyim. hele yanarak.. asla. kat-i suretle. olm, var ya ben öleceksem acısız ölmeliyim. belki haklı bir mücadele uğruna olabilir. ya da pek ala mesleğimin icap ettiği şekilde, topuğumdan vurularak. (böyle ölüm mü olurmuş deme, bacağına araba çarpınca kör olan bir jenerasyonun neslisin sen!) anayasa kürsüsünde ders verirken, kalpten. ya da en temizi, ilaçla. ama bi hastalık yüzünden olmamalı bu.

ama yine de hayal ederim ben ölümü. nasıl olacağından çok, sonrasını. misal, hastahane odasındayım. kimler gelecek ziyaretime? ya da öldüm, helvam bile yendi. ( fındık-fıstıksız. sadeli.) kim gelecek cenazeme? ölmenin bile parayla olduğu şu çivisi çıkasıca kapitalist dünyada gömüldüğün yer bile gördüğü manzaraya göre pahalanırken, fakire ölüm daha bi boktan. şahsen bizzat kendim olarak deniz kenarı bir yerde isterdim mezarımı. ya da en iyisi, savurun denize. üstüne de su için. ama mutlaka papatya olmalı. sakın gülle gelmeyin. nergis ya da kasımpatı da olur. ama tercihen papatya. gül nedir ya? ne biçim bir bitkidir o?

neysem işte. rüyamda da o'nu gördüm. kanlı canlıydı benim aksime. gelmiş elinde papatyayla. özür dilemiyor kesinlikle. haklı olmaktan filan bahsediyor. hastayım, mecalim yok bahane dinlemeye. belki birazdan benim ezanımı dinleyecek o beşinci sınıftan beri tanrı'ya inanmayan kurum kuruluş. devlet midir laik olan, yoksa kabuğunu soyduğunda birey de laik olabilir mi?

***
- hiç değişmemişsin.
- değişmez mi insan?

***
- affetin mi beni?
- affetmez mi insan?

***
kafamı pencereye doğru çeviriyorum. deniz görüyor odam. deniz olsun mu adı diye soruyorum. neyin diyor. boş ver unut gitsin diyorum. ısrar ediyor. anlatmaya mecalim yok. hep ben konuştum zaten. eskiden susmanın ikrardan geldiğine o denli inanırdım ki, konuşanın haklı olduğunu savunurdum ''adalet mülkün temelidir'' diyen o yazının önünde. oysa bizim bir evimiz yoktu. bir mülkümüz. bizim hayatta sadece tutunacak ideallerimiz ve o ideallerin ucunda ellerimiz vardı. hiç kavuşmayan eller. oysa ellerin, benim en sevdiğim çiçeklerimdi. o, haklı olmanın önemli olmadığını söylerdi. benimse tek derdim adaleti öbür dünyaya bırakmadan burada halletmekti. haklı olmak, adaletin kefelerini belirleyecekti. o yüzden önemliydi bu kadar. sonra anladım, haklı olmak bi boka yaramıyor. misal, ben. ben her zaman haklı olandım. ama bak, şimdi mutsuz bir ben kaldım. haklı olmanın mutlu olmaya yaramadığı bir yerde yemişim adaleti hakim bey. yo yo, hayır, mahkemeye saygısızlık etmiyorum. aksine, ben kendimi sizin önünüzde o kadar hayal ettim ki.. burası sadece devlet için yüksek mahkeme değil, benim hayallerimin de en yüksek noktalarından. ve yükseklik korkusu olan hayat..

isterdim ki yanyana çekilmiş bir fotoğrafımız olsun. senin yüzün duvara dönük de olabilir. benim yüzüm nasılsa hep sana dönük. bir gece vakti, saat 3. ben bıkmışım artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayışından. onda daha yeni yeni kavak yelleri. bildiklerimi yanlış bilmememi umuyor. beni unutmuş gibi yaptığı zamanlar da bile varmışım ben. unutmuş gibi yaptığı zamanlar? çogüzel bir tamlama diğ mi? elimde yalandan kocaman rengarenk geçici oyuncak zaferler. üstelik nefesi havada altın tozu bile değil. isterdim ki, ben ölünce al eline bak. böyle arada yüzümü okşa kemikli ellerinle. elimi tutama ama. saçımla oynayama mesela. artık rüzgarlar savurduğunda toprağımı uzak diyarlara, bir sigara yakarsın bir ağacın altında. uslu bir çocuk olursan belki görürsün, bir ağacım ben ormanda. gövdemde adın yazılı.

hatırlıyorum, bir kere hocanın biri bize konusunu kendimizin belirleyeceği bir kompozisyon yazmamızı söylemişti. ben de ''ben her bahar aşık olurum'' konulu bir kompozisyon yazmıştım. hoca çok beğenmiş yazdıklarımı, kafa dengiydi de, yanına çağırdı. nisandı aylardan. doğum günüm. en çok ne istersin doğum gününden dedi bana. doğduğum gün ölmek dedim. şaşırdı. yara aldım ben bundan 2 yıl önce. aslında 3. ama daha kötüsüydü bence 2 yıl önce olan. neyse. şebnem, hiç susmamış şarkı söylemiş ama ben hep sustum. deniz'in tamam tamam sustum'u gibi değil. ben her bahar aşık olurdum ama bu bahar olmadım. takvim yaprakları mayısı gösteriyor. bende yaprak kımıldamıyor.

ölmek.. ne garip şey diğ mi anne? anne olamayacağım örneğin. toprak olmak ne garip şey diğ mi anne? elleri değsin istemedim, gözleri değsin istemedim. bir ömür taşıyacaktın yanında. oysa biz anne, temek hak ve özgürlükler, insan hakları, sert çekirdekli haklar, dokunulmaz alanlar diye bağırırken olacaktı tüm bunlar. ben o'na bir kitap yazacaktım basılmamış, o belki bunu okumayacaktı hiç. belki okuyacak ama etkilenmeyecekti. belki de yanından hiç ayırmayacaktı. ama hiçbir şey anayasada öngörüldüğü gibi ölçülülük ilkesi kapsamında olmayacaktı. hep birilerinin hakkı, özgürlüğü diğerininkiyle çak(t)ışacak, kimse orantılı güçle karşı karşıya kalmayacaktı. doğmamış çocukların için isim biriktirecektim ben anayasa defterimin arasında. o bunu bilmeyecekti. ilk sevgilisini göremeyecektim. büyüdüğünü.. o an öyle kalacaktı. an duruşu gibi. ömrün gidişi gibi.

evlatlar, babalarını hatırlamak istedikleri gibi hatırlarlarmış ya anne..
unutmaz beni diğ mi?
bir sabah anne.. kapını süpürürken, çocukluğunu devrederken sırdaşına.. belki gelir ha, anne?

Hiç yorum yok: