11 Haziran 2008 Çarşamba

bu ahlaksız oyunlara devam etmek günah, uyan!

canım kardeşim diye bir film vardı eskiden. türk filmi. tarık akan ve halit akçatepe oynuyordu. tarık akan'ın kardeşi kanser oluyordu. televizyonun yeni yeni çıktığı dönemler türkiye'sinde bir ağbinin kardeşinin son isteğini yerine getirmek için yaptıklarını anlatıyordu. uzaktan bakınca klasik bir türk filmiydi işte. fakir bir aile. ama mutlu. idealleri olan insanlar.

yakından bakınca hiç de diğer türk filmleri gibi değildi. tarık akan çapkın yakışıklı genç değildi burada. aldattığı yüzlerce kız içinden bir kızı sevecek ve o'nunla yaşlanmayacaktı bu sefer. bu sefer bir gecede kardeşini kaybettiği için yaşlanacaktı. her zaman belki de televizyonu evine ilk alan şanslı -azınlık- ailelerin ''tek'' çocuğu olurdu tarık akan. bu kez, bir kardeşi vardı ve kendisine bile bakamıyordu.

arada star tivi'de hala yayınlanır o türk filmi. yo, hayır bugün yoktu tivi'de. en azından vardıysa da ben bilmiyorum. sadece aklıma geldi. çünkü ''biz'' geçenlerde bir zafer kazandık. anne, ben bugün bir zafer kazandım.

anne senin kuşağın bu ülke için hep bir şeyler yapmaya çalıştı, senden öncekiler gibi. siz 68'leri 78'ler olarak devam ettirmeye çalıştınız. ama onların ruhunu ve yaptıklarını hiçbir zaman yakalayamadınız. çünkü siz bölünmüştünüz. artık ''bir'' değildiniz. birbirinize yabancılaşmıştınız. bazı arkadaşların ''dış mihraklar'' yüzünden dedi hep. ama siz izin vermeseydiniz asla yabancılaş(tır)amazdılar sizi.

sen hep kabullendin anne. arkadaşların gözlerinin önünde, kucağında öldü. maraş katliamında yanınıza sığınan ''o'' çocukları hatırla anne. giydiği parkanın rengi gözlerinde koyulaşan o çocuğu. kendi gözlerindeki korkuyu hatırla anne. şimdilerde benim gözlerimde gördüğün o ateşin rengini. hatırla anne, nasıl bu hale geldin. nasıl bu hale getirildin. nasıl bu hale getirildiniz.

ben uyurken gelip saçımla oynar babam. saçlarım hiçbir zaman ricoys reklamındaki kızların saçları gibi dolgun, elektiriksiz ve düz olmadı benim. her teli bağımsızlığını ilan etmiş, boşlukta alabildiğine yer kaplayan, mevlana misali kendi etrafında dönmeyi alışkanlık edinmiş saçlarım var ve babamın uzun kemikli parmakları saçıma takılır geceleri. beni ne çok sevdiğini söylerken saçlarım dolanır diline, dudaklarına. kıvırcıklar düzleşir gözlerinde ne çok gurur duyduğunu söylerken benimle.

hani bir sabah anne, bayram günü, biz babamla bizi sadece önemli gün ve haftalarda aramayı akıl eden uzak kapı komşularına -ki sen onlara akraba dersin, bizse uzaktan bir tanıdık- gitmeyi reddettiğimizde sen babaneme gitmiştin ya tek başına. hatırla anne, babamın o gece ''ben gidiyorum'' dediğimde dediklerini. ben hep hatırlıyorum çünkü. ağzımdan çıkan her sözde dolanıyor babamın elleri sözlerime. ''biz çok bağırdık zamanında. bu ülkede hiçbir şey değişmiyor, sen de değiştiremeyeceksin. isteyeceksin ama yapamayacaksın.'' nasıl da sevinmiştin, yalnız olmadığını anladığında. nasıl da sevinmiştim ben yanlış ''yol''da olmadığıma. o gece babamın ben hep uyurken söylediklerini ayakta rüya görüyorken duymuştum ben, şöyle diyordu davudi ses; '' sen de konuş, ama bağırma.'' bozulmuştun anne. bir yoldaşını daha kaybetmiş gibi. bense sevinmiştim kapıyı çekmeye haklı bir sebep bulduğuma.

gitmemiştim ama anne ben. hatırla. gidememiştim. zaten almayacaklardı beni aralarına. küçüktüm ben daha. doğuştan sahip olduğum bir hak ehliyetim vardı ama fiil ehliyetimin bakiyesi yetersizdi o sıra. ben gerçek bir kişiyken, tüzel kişi oluyordum varlık kazanabilmek için izin istemek zorunda bırakıldığımda. serbest kuruluş sistemi öngörüyordu kanun, sen idari makamlar beni yıpratmasın diye yargılamayı tekeline alıyordun.

ben söylemiştim sana ve senin gibi düşünen genç arkadaşlarıma. sen bana ballandıra ballandıra anlatırken gazeteden kestiğin o güzel yazıları, ben sana hayallerimi anlatıyordum. sen ''böyle gelmiş böyle gider''izm'in en olgun temsilcilerindendin. böyle olmayı seçmemiş gibi hep bir iğreti dururdu o kambur sırtında. sana göre de izm'ler zincir vurmuştu beynime. bak işte, böyle böyle aynı yolda farklı yolcular oluyorduk.

babam ahmet kaya dinledikleri için linç edilen insanların olduğu bir ülkede, bana müzik dinlemeyi yasaklamıştı. ''üniversiteler bizimle özgürleşecek'' diyen sen, yasaklar koyar ve bu yasakları destekler olmuştun. zaman diyordun buna, hayat diyordun sonra. ısrarla özneyle yüklemin yerini değiştiriyordun sonra. benim değiştiğimi görmemek için yapıyordun, farkındaydım ben.

babamın iznini aldığım ve senin itirazlarına karşı çıktığım bir eylemin ilk meyvelerini alıyoruz anne. anne, ben bir adım attım. bir slogan. bir yumruk. ben bir şeyler yaptım. senin gibi. olmazsa olmaz. anne, ben denedim. deniyorum. bundan sonra hiçbir ''başarı'' elde edemeyecek olsam da. anne, ben senin kızınım. dün gece dedin ya hani telefonu kapatırken ''yarın görüşürüz inşallah'' diye. boğazıma takıldın benim.

amerika ile birlikte yapacağımız en hayırlı şey anne, kyoto'yu imzalıyoruz. -nükleereinatyaşasınhayat!-

hamiş: devam edecek. etmeli.

3 yorum:

Adsız dedi ki...

***
Ve artık tanrılarla krallar birer birer göç etmeye başlayacaklardı dünyamızdan.
Fakat sabrın dervişi
bıkmadan eğiriyordu hala
kahrın ve acının ipliğini.
***
Ve bilge toprak şöyle bitirdi sözlerini:

"Zaman bir derviş gibi sabırla eğiredursun ipliğini
fabrikaların,sokakların
gümbürtüsü duyuluyor artık
dağılıyor
sevdayı karartan bulutlar şimdi
bir senfoninin
gittikçe yaklaşan
ayak seslerini duyuyor dünya
ve bu senfoninin en coşkun ritmi
sevdanın,umudun yürüyüşleridir
hayat böyle yazacaktır tarihe
ve öylece gelinecektir
dünyanın beklediği günlere..."
***
Ey Melankolik "OPTİMİST"!

De ki:Tarihin zoru kendinden başka güç yaratmamıştır.

Ve de ki:"Beklenen" uzak değil.

bi sandalye çek ve otur. dedi ki...

şüphesiz ''biz'' insanları bir şeylere inansınlar, o inandıklarını beklesinler, beklerken de o inandıkları uğruna bir şeyler yapsınlar diye yarattık.

şüphesiz ''biz'' insanları bir şeylere inanabilecek, inandıklarını bekleyecek, beklerken de o inandıkları uğruna bir şeyler yapabilecek kadar güçlü kıldık.

şüphesiz ''biz'' insanlara bir şeylere inanmaları, inandıklarını beklemeleri, beklerken de o inandıkları uğruna bir şeyler yapabilmeleri için sabır verdik.

***

şüphesiz o insanlar önce yaratıldıklarına olan kesinliğini, sonra yaradanın verdiği güçe olan düşüncelerini, zamanla da kendilerine verilen sabra olan inançlarını kaybettiler.

***

ey ağzında piposu, kafasında tüyü olmadan bilge olmayı başarabilen insan: '' bekleyen, beklemekten vazgeçmek üzere. duman. biraz hızlı. duman. ''

Adsız dedi ki...

***
Hoşgörünün bağnazlığından kurtar özgürlüğünü!
Çünkü her devrim lüzumsuz ölümlerle
sakatlanmıştır.
***