7 Temmuz 2008 Pazartesi

gururla bak dünyaya

sabah sabah nerden çıktı bilmiyorum ama..

ben ne zaman gerçekten sevinsem ve üzülsem dinlerim ahmet kaya'yı.
bize çocukluğumuzdan beri pekçok şey öğretildi. bunların yanlış olduğunu sonra sonra biz tecrübe etmek ve hayalkırıklığına uğramak zorunda kaldık. çünkü hiçbir şey bize anlatıldığı gibi değil, olmuyor. sen olaylara anlatılanlar gibi bakmıyor, bakmamayı zamanla öğreniyor, öğrenmek zorunda bırakılıyorsun.

annem bana kendimi bilinçsizce bilmeye başladığım zamanlarda sayısız arkadaş tanımı yapmıştı. ''bak etrafında bir sürü insan olur, bunlardan bir kısmı sadece öylesine yanındadır. eğer senin sevinçlerini kendi sevinçleriymiş gibi paylaşıyorlarsa, onlar iyidir.'' ben de ilk başta suni sevinçler yaratıp kimin benimle birlikte timsah yürüyüşü yapmaya başladığını gözlemledim. annemin bana söylediğinden çok daha fazla insan katıldı konvoya. suni sevinçlerim yerini doğal sevinmelere bırakmıştı. oyunlar benim sahamda oynanır olmuştu. sonra annem başka bir tanım yaptı bana. ''sadece sevindiğinde değil üzüldüğünde de yanında olmalı arkadaş dediğin. o acıyı asla senin kadar hissedemez belki ama, sen hissedebilmelisin o'nun acını senin kadar hissedebildiğini.'' ben bunu da gözlemledim bir süre. az önce benimle ön saflarda halay çeken arkadaşların acıları yerini timsah gözyaşlarına bıraktı. ben hiçbirinin benim kadar üzüldüğünü hissedemedim. benim bir arkadaşa olan inancım çok erken bıraktı yerini inançsızlığa.

babam evde çook uzun süre sadece ahmet kaya ve sezen aksu dinledi. tabi ben de. bütün albümleri ezber etmiştim. sonra babam yavaş yavaş daha az dinlemeye başladı ahmet kaya'yı. daha çok sezen aksu'ya ağırık vermişti. ''bak bu sezen'in ilk plağı. allahaısmarladık.'' biz yine dinliyorduk sezen aksu'yu ama ahmet kaya bir anda bıçak gibi kesilmişti. babama soruyordum niye dinlemiyoruz diye, bana beatles -eagles -rolling stones plakları veriyordu. arada abba dinliyorduk. britney spears yeni yeni patlamıştı. ben o kızı sevmediğim için dışlanıyordum. okul müsamerelerinde spice girls oluyorduk. ben hala gelip gidip babama ahmet kaya'yı soruyordum. babam bu sefer cem karaca -barış manço -erkin koray -edip akbayram kasetleri veriyordu bana. hepsini zevkle dinledim. ama hiçbiri ahmet kaya'nın yerini tutmadı.

bundan 5-6 sene önce bir arkadaşın walkmaninde rastgeldim de sesine, bir kez daha gittim babama. ''olmayacak şeyler yaptı..'' dedi. ilk kez bu kadar açık. babamı tanıyorum. biraz zordur birileri için böyle şeyler demesi. o zamanlar babamla bir gün ''ben senin gibi düşünmüyorum!'' diye tartışacağımı bilmediğimden ne derse ''hıhı'' diyip geçiyordum. ahmet kaya sayfası orada kapanmıştı benim için. 4 sene önce bir arkadaşımın -şimdilerintakozu- mp3'ünde ''yakarım geceleri''ni dinledikten sonra annemin ve babamın bütün sözleri geçti kafamdan. saat gecenin kaçı olmuş, ben gerçekten mutsuzum, yanımda derdimi dinleyecek bir arkadaşım değil o'nun mp3'ü var. şarkıyı dinledikçe biraz daha inandırıyorum kendimi ''bu adam olmayacak bir şey yaptıysa bile bu kesinlikle bir şarkıyı böyle söylemekle ilgilidir.'' diye.

şimdi bakıyorum, zülfü livaneli edip akbayram konserlerinde de açılan apo posterlerinin, söylenen ''apo'yu özledik'' laflarının kabul edilebilir bir tarafı yok. bunlar ''olmadık, olmayacak işler''dir. . yeri gelmiş deniz'lere ağıt yakmış, yeri gelmiş türklüğünü bağırmış, yeri gelmiş para desteği olmadan -apo'nun kendisi demiş- kürt halkına yardım etmiş. yani ama bakıyorsun, cem karaca'ya ''oportünizme bulaşmış tipik bir orta yolcusun'' diyen ahmet kaya'nın da bu konuda pek bir farkı yokmuş. ((apo posterinin arkasında şarkı söylemesiyle ilgili bir yargıtay kararı da var yanılmıyorsam, yargıtay kararı bozmuş.)) tüm bunlara rağmen isteyen istediği şekilde düşünsün yaptıklarını, sorgulasın bu adamın kimliğini. sonuç hep aynı. kimse bu müziğe, bu sese, bu söze kayıtsız kalamıyor. ''asla gidip kasedini almam, belki mp3'ünü indiririm'' diyen arkadaşlar örnek olsun. bir de şey mevzusu var. ''ahmeet kayaa ölmeedi'' öldükten sonra en az 6 albümü daha çıktığı için böyle bir kanı var herhalde ama ısıtıp ısıtıp önümüze koymaya da gerek yok..

şimdi annemi düşünüyorum, ve babamı. artık onlar gibi düşünmediğimi onlar da biliyor. ısıtıp ısıtıp önlerine koyduğum derdimi artık dinlemek isteyen bir arkadaşım yok. kimse bu konuda benim üzüldüğüm kadar üzülmedi. onları anlatabileceğim biri de yok, çünkü herkesin sevincinden şüphe ediyorum. en yakın arkadaşıma bile arayıp ''buldum!'' diyemiyorum. o yüzden babamın bana verdiği bütün plaklar ve kasetler yanımda şu an. ben sadece bir tanesiyle konuşuyorum. yanımda mumcule ve yastık da var. bir not defteri ve kalemler.

ben ne zaman gerçekten sevinsem ve üzülsem ahmet kaya dinliyorum.

2 yorum:

Tugc dedi ki...

Bu yazıyı dün okudum aslında. O sırada Ahmet Kaya çalıyordu, bir yandan haber yazma çabalarındayken bu yazıyı okuyunca, böylesine bir tesadüfe çok sevindim.
1 ayda, sanırım 100 kez kadar "şiire gazele" şarkısını dinledim.

bi sandalye çek ve otur. dedi ki...

4 yıldır hala ''yakarım geceleri'' ve ''içimde ölen biri''