17 Temmuz 2008 Perşembe

yakalım geceleri yurdanur

evet sevgili seyirciler, şimdi ana haber bültenimize günün son gelişmelerini aktarmak üzere başlıyoruz.

adamın amına koyan dizilerde hatırla sevgili, çemberimde gül oya'dan sonra 2. sıraya yükseldi. yapılan oylamada mıy mıy yasemin'in dünya'yı kurtaracağını sanan idealist hukukçu (yerim ya, çok genç daha) ahmet'in aşklarının aslında bihiç olduğu, orada güzeller güzeli defne ve dünya'nın 8. harikası olmaya aday deniz (adına kurban olsunlar senin ya,of) varken onların sadece mırç mırç öpüşüp koklaştığı, gerçek aşkın (saf acı kuramı) ise harun tarafından yaşandığı da kaydedildi.

oylamaya katılanlar dizinin en güzel bölümünün bugün tekrarı yayınlanan ''hapiste evlilik'' temalı bölüm olduğunu belirtmişler. defne, malum hamile. e doğal olarak deniz'den. yine oylamaya katılanlar o veledin ana rahmine düşüşünü ve ana rahminden deniz'in elleriyle çıkışını da kutsallık adlederek anket defterinin sol yamacına yama etmeyi ihmal etmemişler.

şimdi muhabir arkadaşımız sokaktan geçen bir izleyiciye mikrofon uzatıyor, muhabir;

'' ''defne, seni çok özledim'' dediğinde deniz defne bir kez daha hıçkırdı. ağlıyordu yani. defne deniz'den hiçbir zaman böyle afili sözler beklemedi. çünkü deniz çok güzel bakar. deniz'in elleri çok güzeldir. deniz'in gözlerinin mavi, ellerinin kemikli oluşunun bununla bir ilgisi yok. bu tamamen deniz'in defne'ye mehmet'in yurdanur'a baktığı gibi bakmasından kaynaklanıyor. mehmet benim yarımın ismi. yaramın. benim adım yurdanur. bu diziyi izlerken kendimi hep defne'nin yerine koydum. insan hep ulaşamayacağını hayal eder ya, ondan herhalde. neyse. bu bölümde deniz defneye yazdığı ''mektup''ta defne'ye evlenme teklif etti. defne hıçkırmaya devam etti. kırmızı bir şey aradı hemen. buldu. pencereye koştu. deniz'i gördü orada. deniz ''çaresiz''ce bekliyordu defne'yi. orada o körolasıca demirliklere yaslanmış, başını o güzel ellerinin üstüne koymuş bekliyordu. bekliyordu yani. gerçekten. ellerinin arasından kayıp giden elleri, başkasının elleriyle telafi etmeden. yerine kimseyi koymadan. aklından ilk öptüğü kızı geçirmeden. aldatmadan. onu anlamasını beklemeden. öylece, gerçekten bekliyordu. defne gelene kadar da bekleyecekti. gelmese bile bekleyecekti. ben şahidim. ama defne geldi. elinde kırmızı bir atkıyla geldi. mevsim kış değildi. devrim uzak bir hayalden ibaret de değildi. çünkü deniz inanıyordu defne ile çocuklarının eşit ve özgür bir dünya'da doğacağına. ''mektup''ta da öyle diyordu zaten. defne geldi. deniz de. benim şahidim gitti dün. pılını pırtını toplayıp terk etti bu ülkeyi. kendi halkına, özgürlüğüne, mücadelesine gitti. benim için yapabileceği bir şey kalmadı. çünkü ben tek kişilik hayatımda devrim yapamadım. daha doğrusu benim umduğum devrim gelmedi. bir insan hem melankolik hem optimist olamıyor. tercih etmek zorunda kalıyorsun birini. benim devrimim optimistti. ama sonum melankolik oldu. küba devrimi'ni umup iran devrimi'ni bulmak gibi bir şey yani anlayacağın. şahidim gittikten sonra ben başımı büyük belalara sokup hapse düşme, orada karşı koğuşta bir adama aşık olma ve o'nunla sonsuza kadar mutlu yaşama şansımı da kaybettim. benim bir şahidim yok artık. benim artık arasına kaçan gözyaşlarını babamın bile temizleyemeceği bir klavyem, uykusuz gecelerim, bana gül bahçesi vaad etmeyen kitaplarım, kağıdım, kalemim ve artık dinleyemeyecek olduğum onlarca şarkım var.

mesela, demin sordu sevim ''ben mehmet'in yokluğuna nasıl alışacağım?'' diye. selma da süper şahane fikriyle ''gel bana taşın, o evde o hatıraların içinde kaybolmanı istemiyorum'' dedi. selma'yı sevmiyorum. tipik elit cehepe solcusu. ben yani. elit ya, o bakımdan. hem kemalist oluyor cehepeliler. kesin benim o. sevmiyorum o yüzden. ben defne olmak istiyorum. deniz tarafından sevilmek. annem iyi şeyler iste diyor bana ben öyle diyince. annemle babam aşk evliliği yaptı. ben içinde kavga kıyamet olan bir yere yuva demek zorunda kalmadım. evet babam artık anneme yemekten sonra eline sağlık demiyor. ya da annem hapşurduğunda çok yaşa. ama seviyorlar işte birbirlerini. bunca yıldır birlikteler. aşk bitti, çok belli. bir koltukta birisi, diğerinde birisi ne aşkı? alışkanlıkları oldular birbirlerinin. ama güzeller işte. yaşlandılar çünkü. annem babamı 8 sene beklemiş. sekiz. sonra tanrı girdi araya. eğer ilahi bir güç girmeseydi devreye annem bir sekiz sene daha beklerdi herhalde babamı. babama ne kadar kızdığını anlatırken ''sen sakın bekleme'' diyor bana. halbuki o kadar iyi biliyor ki benim de o'nun gibi sonuna kadar bekleyeceğimi. çünkü biliyor küçüklüğümden beri bana ''anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun?'' diye soranlara ''baba'' diye cevap verip ''babasının kızı'' olmakla gurur duyan kızının kendisine sadece göbek bağıyla değil aynı zamanda alınyazısıyla da bağlı olduğunu.

aklıma yine selma geliyor. ''o anılarla kalma orada'' diyişi. salak karı. annem ''suni gözyaşı damlanı damlat'' dedi şimdi. bilse ki ona hiç gerek yok, bilse ki gözyaşı için damlaya ihtiyacım olmadığını, bilse ki gözümü temizleyen o damlanın içimi ve kokuşmuş hayatımı temizlemeye yetmediğini, bilse ki kızının hayatında hiçbir zaman suni olamadığını... bilse ki kocasının ''hep kendin ol'' diyişini bi bok olacak sanıp ciddiye alışının aslında kızına yarardan çok zarar getirdiğini, bilse ki kızının hep kendi olduğu için kaybettiğini, bilse ki karşısındaki insanlar o'nunla hep oynarken o'nun kendisi olmasının hiçbir işe yaramadığını, bilse ki kızının başkaları yerine yine hep kendinden nefret ettiğini... bilse ki kızının artık kendini taşıyamadığını, adım atacak değil nefes alacak gücü bulamadığını, hiçbir şeye inanamadığını, bilse ki kızının ''bu aşkı sen kirlettin'' derken bile intiharlar kuşandığını... hiçbir şey bilmiyorsun anne. senden habersiz gidip yaptırdığım o testlerin sonucunun akdeniz anemisi çıkacağını bilmediğin gibi. ben soramam anne, bi sorsana selmaya, ben nereye gideyim? ben ne yapayım? başıma ne geldiyse, ne gelemediyse hep bu evde geldi. hayatımı geçirmek zorunda olduğum, içinde babamın olduğu, evimin odamın olduğu bu şehirden bile nefret ediyorum anne. çünkü bu lanet olasıca şehre hiç adım atmamasına rağmen, sokaklarında bi iz bile bırakamamış olmamıza rağmen benim her sokakta, her köşede bir anım var anne. bir acım. bir gülümseyişim. 3-4 günlük tatillerde neden gelmek istemediğimi hiç anlamadın anne. oradaki o sikindirik hayatı bırakıp buraya gelip o anılarla yüzleşmemin bana ne kadar acı verdiğini ve buna aradan geçen 365 + 380 güne rağmen hiçbir zaman alışamamamı anlamadın. ''sen para yollama, ben biriktirdiklerimle giderim'' diye başının etini yediğim ankara'yı bile sevmiyorum anne. hayatımı geçirmek istediğim, içinde sevdiğim adamın olduğu, huzurumun ve aitliğimin olduğu o şehri bile. hiçbir tanıdığımızın olmadığını ileri sürerek yollamadığın izmir'de bile yaşayamam ben artık anne. söyle bunları selma'ya. yardım etsin bana da. bana da ev versin. çağan ırmak ya da. bir oda. küçük. yeniden ben olabileceğim, inanabileceğim ve sevebileceğim bir oda. ne yerde ne gökte olmak diye bir laf var ya anne, o hesap işte benimki. ama sana yemin ederim hesap yok yaptığım hiçbir şeyde. kafamı çalıştırsaydım böyle mi olurdu zaten? anlamaz mıydım hep aynı cümlelerin kurulduğu ağızları? anlamaz mıydım her şeyin yalan olduğunu? bu beden yanıyor kavruluyor anne. bu beden ne o yeditepeye sığıyor, ne denizsiz bozkırlarda çöl olup yanıyor, ne de bu argo batağında gavur amı sıcağında yangınına yağmur olabiliyor. bu beden ölüyor anne. bu beden kalsın da o tepelerin altında, buhar olup uçsun da o çölün ortasında, yansın gitsin de kendi yangınında kurtulsun artık. kristen diyor ya anne, tirenler çarpsındır o zaman diye. çarpsın anne. ne olacaksa olsun ama çabuk olsun. yeterince ıslandı bu etler, hasret prangalarında çürüdü bu bilekler ama olmadı anne. yapamadım. eğer sen beklemeseydin babamı bunca sene, ben böyle olmayacaktım! o lanet olası kordon dolansaydı boynuma da o alınyazısı böyle olmasaydı! dünya para verdiğin o deterjanlar bile çıkartmıyor anne. ve benim canım çok yanıyor. çünkü ben biliyorum, ben bekleyeceğim ama gelmeyecek. kusarken burnumdan kan gelecek ama o gelmeyecek anne. kızın iyi bir ortalamayla bitirecek okulu, okulda kalacak, akademik kariyer yapacak, yeni yeni diller öğrenecek kendi diline bunca yabancıyken, yurtdışına gidecek, travis konserinde bağıracak, eller havayaya gidecek, bir gazetede yazmaya başlayacak, televizyona çıkacak, belki şansı yaver giderse bir kitap yazacak. sen o'na imrenerek ve gururla bakacaksın. çok mutlu olacaksın o'nun için, o'nun da senin kadar mutlu olduğunu sanarak. ama o hiç mutlu olmayacak anne. o her gün bir trenin ya da arabanın altında kalmak isteyecek, sokaklara atacak kendini, başına iğrenç şeyler gelecek ama kimseye anlatamayacak, sesli ağlamayı unutacak, köpeğinden başka sarılacak omuz bulamayacak ve hiç mutlu olmayacak. bir yanı hep bir yerlerde başka kızların yanında yatıyor olacak. bir yanı o'nunla rakı masasında olmaktansa, o'nu rakı masasında anmayı tercih edecek ve bunun için saygı bekleyecek. kızın çok başarılı olacak anne. çok. ama sırf nesiller boyu devam etmesin bu uğursuzluk, akmasın diye damarlarında bu salak kader doğurmayacak çocuk. takvimden isim seçecek her gün. bir yanının hangi şehirde olduğunu bilmeden şehir şehir gezecek ama hiçbir yere ait olamayacak. söyle bunları selma'ya anne. sevim'i ikna etsin. sevim gitsin selma'lara. dünya'nın öbür ucuna ya da. gitsin anne o evden sevim. durmasın. durdukça yaralanacak, yaralar açıldıkça kurtlanacak, kendi kendini kemirecek, iltihaplanıp ölecek.

bak gözlerinde hala mehmet sevim'in. defne ile deniz evlenirken bile gözünde. benim artık parlak bir korneam var. gözümde hala mehmet. mehmet'in gözlerindeki yurdanur. defne'nin mehmet ve sevim'in nikahında giydiği kıyafet ve babetten bende de var. ama defne güzel. ona yakışmış. defne büyük. defne 80'lerde yaşamanın ne olduğunu biliyor. defne çocuğunun adını, erkek olursa, mehmet sinan koymanın ne demek olduğunu biliyor. o takvim yaprakları ne derse desin kızımın adını yurdanur koymak istediğimi kimse bilmiyor. ben herkese deniz diyorum. bazıları hayata bir sıfır önde başlıyor, adıyla bile. iyelik eklerimin olduğu zamanlarda bir de ''devrim'' vardı, isim. o bitti. gitti. annesini yakarak yıkarak gitti. devrim iyiydi de çevresi kötüydü. ama özünde iyiydi. hepimiz gibi. kimse kimseyi üzmek istemiyor, ama birileri hep üzen taraf oluyor. ben artık kimin için nazım şiirleri biriktireceğim anne? kimin için düşünmenin bile ümitli gelmesini ama artık bunun yetmemesini sorgulayacağım? kimin için uğraşıcağım anne bu kadar? kimin için çabalayacağım işkencede bir yakınını kaybetmiş de onu aramaya çıkmış gibi? ben bir daha nasıl hayal kuracağım anne? anne, ben nasıl alışacağım? etrafımda bu kadar anı varken, ben ölmeden nasıl kurtulacağım? sen odama geldiğinde aniden kahkahalar atmaya başlayıp hayatıma devam ediyormuş izlenimini nasıl gerçek yapacağım? bir erkeğe nasıl hem güzel hem akıllı hem de olgun gelebileceğim? bu isim takıntımı nasıl yeneceğim? ortaokulda en iyi arkadaşımı ve aşkımı, lisede ruh ikizimi, üniversitede ''huzur veren erkek''ikimi çalan ılgın'ları nasıl affedeceğim? paranoyak olmadan aldatılmadığımı nasıl anlayacağım? anne, ben artık neye gerçek diyeceğim? her zaman sevilmeyi çok hak eden bir insan olduğumdan bahsedersin ya, anne, ben ne zaman sevileceğim?

insanlar evlerini sırtlarında taşırmış ya, içinde o'nu da taşıdıktan sonra dünya'nın öbür ucuna git istersen.. ama gidelim lütfen. ya beni yine karnına, dünya'nın o en güvenli güzel yerine al, ya da kaderimi baştan yaz. ben böyle devam edemiyorum. kalbim ölü bulundu bu sabah anne. ''

sayın seyirciler yayınımıza şok bir gelişme için ara veriyoruz. dün gece yıllardır süren kaçıp kovalamaca bir sonuca bağlandı. aynı yasadışı örgüte üye oldukları anlaşılan 2 teröristten ismi fidel olan etkisiz hale getirilerek yakalanırken, yurdanur isimli kadın aşık ölü ele geçirildi. tekrar ediyorum, kaçıranlar ve yeniden izlemek isteyenler için.

evet sayın seyirciler, şimdi kameralarımızı japonya'ya çeviriyoruz. nesli tükenmek üzere olan kızıl pandalara iki yeni üye eklendi, japonya hayvanat bahçesi şenlik yerine döndü.

Hiç yorum yok: