11 Haziran 2008 Çarşamba

blogırın internetle mücadelesi

bu blog yalnızca davetli okuyuculara açık!

eşşeeek kadar yazmış. peh. sanki daha kibar, daha yumuşak harflerle yazsa ben onu okuyamayacaktım. sanki ilkokuldaki türkçe derslerinden nefret etmeme sebep olan ''okuduğumuzu anladık mı?'' bölümlerini cevplıyormuş gibi hissetmeyecektim şu an kendimi.

sonra bir de devam ediyor yüzsüz yüzsüz ;

Bu blogu okumaya davet edilmemiş görünüyorsunuz. Bunun bir hata olduğunu düşünüyorsanız, blog yazarıyla bağlantı kurup bir davet isteyebilirsiniz.

arkadaşım, burada bir hata varsa, o da sensin! senden daha fena hata mı olur? hayır bir kere üslup çok kötü. kaka. ıyy. cıs. pis. rencide ediyor insanı direk. bir değil iki değil. kime tıklasam aynı şeyi diyor. davet etmemişmiş. sana ne ki? ayrıyetten, ben niye davetiye istiyorum? hani belki olur da, adam seni davetiye göndermeye uygun bulmaz, seninle paylaşmak istemez yazdıklarını, ki burada da amaç budur, sen niye illa davetiye yollama ihtiyacında olasın ki? paylaşmak istemiyorsa, sen davetiye yolladıktan sonra da paylaşmaz. hayatımızda ne değişir?

ayrıca sevgili blogcum, seni kullanmayı öğrenmem na-mümkün galiba. hayır ben zaten cin ali'yi bile yamuk çizebilme potansiyeline sahip berbat ötesi bir çiziciyim, arada çektiğim ya da asla çekemeyeceğim güzellikte şeyler çeken insanların çektiklerini aşırdığım bir dosyam var, onlardan arada iki tike şuraya şeediyim diyorum, yok! illa bir sorun.

dün sabaha karşı, aslında bugün oluyor tabi, sırf o fotoğrafları şuraya koyabileyim diye deviantart açayım dedim. onu da beceremedim. feysbuk olayına zaten en baştan muhalifim, yeminimi bozamam. yurdun dandandirik internetinin de aklım gibi sürekli gidip gelmemesine de alışamadım mesela. kırk milyon yılda bir bir albüm indireyim rapidden dedim, onda da internetin kendini feshedeceği tuttu.

bir de şey var tabi, misal şu sağ tarafta bi canlılık bi hayat belirtisi bi kıpırtı bi ses bi nefes bi tat bi doku istiyorum, orada herhangi bir şeyi değiştireceğim derken gün geceye dönüyor azizim. genellikle o günden geceye kadar bile değişmemiş, varlığını o haliyle korumuş oluyor ki böyle durumlarda sinir katsayının artınca ruh hali değişken bir insan oluyorsun ahan da bu blog yüzünden.

en kötüsü de oda arkadaşlarımın dediğine göre interneti sadece sözlük ve blog için kullanıyormuşum. ah, nasıl unuturum. hiç de bilem. daha dün fransızca kursları için kullandım, çok da büyük başarı elde ettim. gerçi, wordde bir şey açtırmak istediklerinde açıp, açılan şeyi okuyamıyor olabiliyorum ama aradığım şeyi bulabiliyorum çok şükür.

bi sonraki sınavım 8 gün sonra olunca, böyle salaklaşabiliyorum tabi. muntazaman. of. inecek var şoför bey.

2 yorum:

bahtsız bedevi dedi ki...

Henüz beni eşikten kovan bi blogla karşılaşmadım. Zaten pek de dolanmıyorum öyle kapı kapı. Ama büyük mallıkmış davet mevzusu :) Boş ver, kapısı açık olanlara takıl benim gibi.

bi sandalye çek ve otur. dedi ki...

o zaman daha bloğun acı gerçekleriyle karşılamamışsın, dilerim karşılaşmazsın da (:

günlerdir ilk defa bomboş bir gün geçirme şansına eriştim, onda da bari kim nerede ne yazmış ona bakayım dedim, kime gittiysem ''kapalı''.

bu durumda bahtsız bedevi ben oluyorum sanki biraz (: